Tarih: 06.02.2026 16:44

Açar: 6 Şubat depremlerinin ardından Şanlıurfa’da deprem master planı hâlâ hazırlanmadı

Facebook Twitter Linked-in

6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde, kentlerin afetlere karşı ne kadar hazır olduğu yeniden gündeme geldi.

Şehir Plancıları Odası Başkanı Selim Açar, Şanlıurfa özelinde yaptığı değerlendirmede, insan hayatını merkeze alan, bilim ve teknik esaslı bir şehircilik anlayışının hayata geçirilmediğini belirtti.

Deprem sonrası sürecin fırsata çevrilemediğini ifade eden Açar, kentsel dönüşümün beton ve metrekare hesabından ibaret görülmesinin büyük bir hata olduğunu vurguladı.

Şehir Plancıları Odası Başkanı Selim Açar, 6 Şubat depremlerinin ardından Şanlıurfa’da deprem master planının hâlâ hazırlanmadığını belirterek, kentin yüzde 60’ının çöküntü alanı olduğunu ve kentsel dönüşümün yalnızca kat artırımı mantığıyla ele alınamayacağını söyledi.

Deprem sonrası sürecin krizleri fırsata dönüştürme imkânı barındırdığını ancak bu iradenin ortaya konulamadığını ifade eden Açar, şehircilik anlayışının yalnızca kat ve metrekare hesabına indirgenemeyeceğini, kentsel dönüşümün hayatları dönüştürmek anlamına geldiğini vurguladı.

6 Şubat depremlerini değerlendiren Açar, İLKHA muhabirine yaptığı açıklamada Şanlıurfa’nın afetlere dirençli bir şehir haline gelmesi için bilim ve teknik esaslı planlamanın zorunlu olduğunu kaydetti.

“Şehrin yüzde 60’ı çöküntü alanı”

Şanlıurfa özelinde deprem mastır planı olması gerektiğini ve şehri yapılandıracak bir üst akla ihtiyaç olduğunu söyleyen Açar, “6 Şubat artık takvimde sadece bir yaprak değil, aslında tamamlanmayan, noktası konulamayan cümleler, yarım kalan hayatlar, hikayeler olarak belleğimizde yer tuttu. Ne kadar unutmak istesek de unutulamayacak acılar bırakarak takvimde kendine yer buldu. Ama gönül isterdi ki, bu şekilde bir yıkımla karşılaşmasaydık. Biz Elazığ ve İzmir depremleri olduğunda bu şehrin deprem Master planı olmadığını, deprem bölgesinde olmadığımızın deprem olmayacağı anlamına gelmediğini söylemiştik defaatle. Ama o zamanki yöneticilerimiz bu noktada herhangi bir insiyatif almadı. Şu ankiler alıyor mu? Yine almıyor. Bu noktada yaşadığımız şehri ele alacak olursak, Şanlıurfa’mızı ele alacak olursak, şehrin %60’ı çöküntü alanı, yani dönüşmesi gereken alanlardan müteşekkil. Bu noktada bunların dönüşümüne, gelişimine, halkımızın daha müreffeh, yaşanabilir bir şekilde bu şehirde oturmaya hakkı olduğuna dair proje üreten bir üst akıl var mı? Yine yok. Deprem Master planı var mı? Yine yok. Lojistik alanlarımız afet anlarında şehrimize yetecek şekilde konumlandırılmış mı? Yine yok. Bakıyoruz, depremde veya afet durumlarında toplanma alanlarımız yeterli mi? Yine yok. Yani bir musibet bin nasihatten iyidir derler ama demek ki bin nasihat de etsek bir şey değiştiremeyeceğiz bu noktada. Çünkü bunu öngören, bunun için kaygı duyan, bunun için elini taşın altına koyacak bir üst aklımız maalesef bu şehirde noksan. Bu noktada Bahçelievler örneğini ele alabiliriz mesela. Bahçelievler aslında krizlerin fırsat doğurduğu bir durum olarak karşımıza çıkabilirdi ama görüyoruz ki Bahçelievler’de yıkılan veyahut hasar alan binalar 50-60 sene önce nasıl yapılaşmışsa aynı yapılaşma koşuluyla, aynı şekilde, aynı çekmelerle, aynı gabari ile tekrar karşımıza çıkıyor. Yani şehircilik bu değil. Baktığımızda kentsel dönüşüm hele hele hiç bu değil. Kentsel dönüşüm proje üretmek, projeksiyon üretmek, prestij projeler ortaya koymak ve bu prestij projelerle gerekirse daha az metrekare ile daha çok kazanç sağlayacak şekilde vatandaşımızın düzgün bir şekilde yaşatılabileceği bir kompleks projeler bütünü kentsel dönüşüm. Ama biz bunu iki kat yık, beş kat yap, müteahhitin metrekaresini düşün, nasıl dönüşecek, işin maliyet boyutu ne olacak gibi sadece beton metrekare boyutuna indirgiyoruz. Aslında kentsel dönüşüm bu değil. Siz hayatları dönüştürüyorsunuz. Bu noktada işin sosyolojik boyutu var, psikolojik boyutu var. Ekonomi sadece bunlardan biridir ama düzgün bir projelendirme, prestij bir proje ortaya koyma ile işin ekonomik boyutunu da aşabiliriz. Ama bu noktada yine öngörüsüzlük diyelim, öngörüsü noksan üst akıllar diyelim, bu şehrimizde özellikle bu depremden sonra ortaya çıkan durumları da fırsata çeviremedi. Nasıl olsa bu kadar insanı karşısına muhatap alıp bunu anlatıp yorulacaklarına köşelerine çekilip hareket etmemeyi tercih ettiler. Bu noktada da yine şehrimizin ayıbıdır, bu şekilde belirtebiliriz.” şeklinde konuştu.

“Kaynaklar dönüşüm için kullanılmalı”

İnsan hayatını önceleyen ve önemseyen bir şehir imar planı olması gerektiğini vurgulayan Açar, “Hiçbir şey bilmiyorlarsa yanı başımızda Antep örneği var. Tahmazoğlu bir ilçe belediye başkanıdır, ilçesini baştan başa dönüştürme iradesini ortaya koymuştur. Belediyenin kendi emlak ofisi vardır. Siz arsanızı götürüyorsunuz, size kaç daire vereceği üzerinden pazarlık yapabiliyor veyahut sizin eski evinizi yenileme noktasında nasıl bir finansman destek sağlayacağı, kaç aya böleceği, nasıl bunu dönüştüreceği, kaç odanız olacağı, bunu siz gidip belediyenin emlak ofisi ile görüşebiliyorsunuz. Bu noktada Büyükşehir Belediyesi önceki dönemde kentsel dönüşüm daire başkanlığı kurdu. Ama bu kentsel dönüşüm daire başkanlığı maalesef müteahhit mantığı ile biz üç kat yıkalım, beş kat yapalım, aradaki iki katla müteahhit amortisman sağlasın gibisinden yaklaşımlarla hareket etti. Bunu yapacağına aslında, nasıl ki Otopark Yönetmeliği gereğince otoparklarda kesilen cezalar bölge otoparkları yapımında kullanılması gerekirken, kentsel gelişim ve dönüşüm bölgelerinden kazanılan kaynaklar da yine şehirde kentsel dönüşüm alanında kullanılmak zorunda, kanun gereği böyle. Mesela bizim Kaşmer gibi, Kaşmer dağındaki plandan gelen yaklaşık belediyenin 4.000 dönüme yakın bir alanı var. Mesela bu alandan sağlayacağı gelirle şehri dönüştürme noktasında hareket etmesi gerekirken şu ana kadar herhangi bir adım görmedik. Korkumuz şudur ki yarın öbür gün bu alanlar satılıp parasının nereye gideceğini bilmememiz. Bu ortaya çıkarsa aslında bu şehrin gelecekle ilgili sıkıntıları daha fazla boy gösterir. O plan Şanlıurfa için bir şans. Aslında biz dava açıp iptal edip tekrar yapılan bir plan. Çok da peşine düşmememizin nedenlerinden biri bu şehir için kullanıldığında şehrin hayatını kurtarabilecek bir alan olması. Bu noktada yine de yöneticilerimize tavsiyemiz ve takibimizde de olacak aynı zamanda, buradan gelen kaynakları şehrin dönüşümüne ağırlık vermeleri. Urfa gibi %60’ı çöküntü bölgesi olan bir şehirde şu anda şehrin şantiye alanına dönmüş olması gerekirken hala biz 7 metrelik itfaiyenin, ambulansın giremediği dar sokaklar, kaçak yapılaşmalar, afet riskli alanlar ile karşı karşıyayız. Bizim en çok muzdarip olduğumuz nokta da şu: insan hayatını öncelemeyen, insan hayatını bu kadar basit gören bir anlayışın söz konusu olması. Bu kabul edilebilir değil. İnsan eşrefi mahlukattır. İnsan hayatı bütün projelerden de, bütün dönüşümlerden de daha değerlidir ve yapılan bütün proje ve dönüşümlerde insan hayatı kaynaklı, insan odaklı olması gerekmektedir. Bu noktada yine üst aklımızı, yerel yönetimlerimizi, devletimizi bilime, tekniğe, şehircilik ilke esaslarına uygun şekilde projeler üretip halkımızı daha müreffeh, daha yaşanabilir bir şehirde yaşatma öngörüsüne davet ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Bilime ve tekniğe uygun planlama şart”

Yaşanılabilir bir şehir planlaması yapılabilmesi için öncelikle rant odaklı durumlardan kurtulmamız gerektiğini dile getiren Açar, “Tuhafıma giden bir şey vardı. Depremden hemen sonra bir Kahramanmaraş milletvekili vardı; eline bir A4 kâğıdı almıştı: “Bir mahalleyi şuraya koyalım, bir mahalleyi buraya koyalım. Burası bilmem neresi, buradan bir yol çekelim, şurada bu mahalle olsun.” gibi bir planlama anlayışı vardı. Depremde yapılan konutlara gelince; deprem konutlarının kırsal boyutunda hiçbirinde planlamaya yer verilmedi. Bir vaziyet planı üzerinden konumlamalar yapıldı, vaziyet planı üzerinden de yapılaşmalar yapıldı. Bu bilime, tekniğe aykırıydı. Yine aynı şekilde Adıyaman’da yapılan TOKİ’ler, ilk deprem konutları, otogarın arka tarafında 1. veya 2. derece tarım arazilerine yapıldı. Hatta o zaman da tepki göstermiştik. Yani aslında bizim bu mantığı, bu bakış açısını terk etmemiz gerekiyor. Bir an önce arz ettiğimiz üzere bunlar insan odaklı durumlar değil, bunlar rant odaklı durumlar. Ha, şehirde yaşamakla kırda yaşamak arasında illaki rant olacaktır; yani şehri şehir yapan kent rantıdır. Ama bu kent rantını belli odaklara değil de şehrin hepsine yansıttığımızda biz daha yaşanabilir şehirler ortaya koyacağız. Yoksa belli odaklara yönlendirdiğimizde belirli bir odağın refah seviyesini yükseltmiş, onlar üzerinden yürümüş oluruz. Bu da doğru bir anlayış değildir. Bu noktada kanunlarımız aslında yeterli. İmar Kanunu olsun, diğer yönetmeliklerimiz olsun Avrupa standartlarının üzerinde. Ama baktığımızda arkasından dolanma noktasında biz Avrupa standartlarının üzerindeyiz. Bu noktada bizim kanunlara, yönetmeliklere harfiyen uymamız, bilimi, tekniği öncelememiz, arka plana itmememiz gerekiyor. Eğer bunlara riayet edilirse tekniğin aşamadığı çok az konu var. Denizin ortasında yüzlerce katlı gökdelenler dikiliyor. Bunun yapıldığı bir yerde Urfa gibi bir yerde herhangi bir sakat durumun ortaya çıkması çok olası değil, tekniğe uyulduğu takdirde. Ama bizim serzenişimiz şundan mütevellit: Biz diyoruz ki bir bina yıkıldığında 50 sene önceki haliyle niye yapılsın? O bölgenin hepsinin niçin kentsel dönüşüme alınma gibi bir öngörüsü olmasın? Niye buraya bir projeksiyon, yeni bir proje, farklı bir şehircilik anlayışı getirilmesin? Bizim serzenişimiz bundan kaynaklanmaktadır.” diye konuştu.

“Afet dirençli şehirler inşa edilmeli”

Gelecek nesillere bu acıyı yaşamamaları için doğal afetlere dayanıklı şehirler bırakmamız gerektiğini ifade eden Açar, “6 Şubat’ı gerçekten Maraş, Adıyaman, Hatay bizden çok daha fazla hissetti. Bu noktada ölen canlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz, sabır diliyoruz kalanlarına ve bizlere. Temennimiz; afet dirençli, depreme, sele, yangına dayanıklı şehirler oluşturup gelecek nesillerimiz adına en azından bu acıları yaşamayacakları şekilde bir şehircilik anlayışı ile şehirlerimizi imar etmek. Dileriz bir daha olmaz. Olsa da bu şekilde can kayıpları yaşamayız. Ölenlerimize tekrar, şehitlerimize rahmet diliyorum; kalanlarımıza sabır diliyorum.” dedi. (İLKHA)




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —