Tarih: 09.02.2026 16:17

Doç. Dr. Uysal: Epstein belgeleri Batı'nın insan hakları maskesini düşürdü

Facebook Twitter Linked-in

Epstein belgeleriyle birlikte Batı dünyasında uzun süredir konuşulan ancak çoğu zaman görmezden gelinen ahlaki çöküş ve çifte standartlar yeniden gündeme geldi.

Kadın, çocuk ve insan hakları savunucularının sessizliği dikkat çekerken, konuyu değerlendiren Batman Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ekrem Uysal, Batı'nın insan hakları söyleminin ciddi bir paradoks içerdiğini vurguladı.

Doç. Dr. Uysal, sosyal medyada son günlerde gündeme gelen Epstein belgelerinin, Batı'nın özellikle kadın ve çocuk hakları konusundaki tutarsızlığını açıkça ortaya koyduğunu belirterek şunları söyledi:

"Sosyal medyada son günlerde gündeme oturan Epstein belgeleri incelendiğinde Batı'nın genelde insan, özelde kadın ve çocuk hakları söyleminin paradoks haline dönüştüğü, yapısal tutarsızlıklar içerdiği, dehşet ve vahşet barındırdığı görülmektedir."

"Medeniyet dediğiniz tek dişi kalmış canavar"

Epstein belgelerinin, Batı dünyasında ahlaki yozlaşmanın geldiği noktayı gözler önüne serdiğini ifade eden Uysal, Mehmet Akif Ersoy'un dizelerine atıfta bulunarak şu değerlendirmeyi yaptı:

"Epstein belgeleri, başta Yahudi lobileri olmak üzere Batı'nın ve uluslararası arenada tanınmış birçok 'Medeni ve Modern Avrupalı!'nın nasıl ahlaki bir yozlaşma, ahlaki bir çöküş ve ahlaki bir kokuşmuşlukla karşı karşıya kaldığını göstermektedir. Milli Şair Mehmet Akif Ersoy'un 'Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar' ifadesinin somut örneklerinden birine şahit olmaktayız."

"Epstein tek başına değildir, uluslararası suç ortakları vardır"

Uysal, Epstein'in tek başına hareket eden bir suçlu olmadığını vurgulayarak, olayın uluslararası boyutuna şöyle dikkat çekti:

"Aslında Epstein, tek başına bir suçlu değildir. Uluslararası düzeyde suç ortakları vardır. Ortaya koydukları vahşetle başta ülkemiz olmak üzere dünya çapında binlerce çocuk ve kadın mağdur olmuş, tecavüze uğramış, işkenceler görmüş, organları satılmış veya vahşice katledilmişlerdir."

"Suç örgütü yıllarca korundu, mağdurlar susturuldu"

Belgelerin, küresel ölçekte güçlü bağlantıları ortaya koyduğunu belirten Uysal, şu ifadeleri kullandı:

"Belgeler açıkça göstermektedir ki bu suç örgütü; uluslararası siyasetçilerle, bilim adamlarıyla, akademisyenlerle, medya kartelleriyle, finans çevreleriyle ilişki kurmuş, bunlar sayesinde yıllarca korunmuş, gelen şikâyetler bastırılmış ve mağdurlar susturulmuştur."

"Avrupa insan hakları hukuku çökmüştür"

Epstein belgeleriyle birlikte birçok temel sorunun yeniden gündeme geldiğini belirten Uysal, Batı hukuk sistemine yönelik eleştirilerini şu sözlerle dile getirdi:

"Epstein belgeleri bağlamında, kadınların ve çocukların maruz kaldığı sistematik işkence, cinsel istismar ve ölümler şu hususları tekrar gündeme taşımıştır: Uluslararası güvenlik problemleri devam etmektedir. Avrupa insan haklarındaki hukuk sistemi çökmüş, hukuki süreç tıkanma noktasına gelmiştir."

"Medya ve akademi sorumluluğunu yerine getirmedi"

Batı dünyasında medya ve akademinin sessizliğini eleştiren Uysal, ahlaki çöküşün toplumsal alanlara yayıldığını söyledi.

Uysal, "Korku ve endişe her yeri kuşatmıştır. Batı medeniyetinin vahşeti ve barbarlığı devam etmektedir. Ahlaki çöküş bütün alanlara sirayet etmiştir. Kadın ve çocukların insanlığın ortak emaneti olduğu bilinci yitirilmiştir. Medya bütün bu yaşananlara sessiz kalarak tarafsızlığını kaybetmiştir. Akademi camiası sorumluluğunu yerine getirmemiştir." dedi.

"Batı'nın insan hakları söylemi evrensel değildir"

Batı merkezli insan hakları anlayışının meşruiyetini kaybettiğini belirten Uysal, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Epstein belgeleri bize şunu açıkça göstermektedir: Batı'nın insan hakları söylemi evrensel değil, bireysel, kişiye özel ve koşulludur. Batı merkezli insan hakları paradigması meşruiyetini kaybetmiştir. Hak ihlalleri, güç ve otoriter kişiler tarafından işlendiğinde herhangi bir tepki olmamaktadır. Hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukuku işletilmektedir."

"Hukuk işlemezse ahlaki yozlaşma başlar"

Uysal, hukukun işlevsiz kalmasının ahlaki çöküşü beraberinde getirdiğini ifade ederek şunları söyledi:

"Hukuk görevini yerine getirmediğinde ahlaki yozlaşma da başlamıştır. Kadın ve çocuk hakları, gerektiğinde belli kesimler için feda edilebilmektedir. Bu yaşananlar yalnızca bir skandal değil, Batı medeniyetinin de kırılma anıdır."

"Mahkeme-i Kübra gerçeği unutulmamalıdır"

Dinî ve ahlâkî açıdan değerlendirmelerde bulunan Uysal, ilahi adalet vurgusu yaparak "Sadece hukuki olarak tespit edilen suçlar günah değildir; gizli işlenen veya tespit edilemeyen suçlar da günahtır. Hesap sadece mahkeme salonlarında sorulmaz; mahkeme-i Kübra da vardır. Dünyevî mahkeme işlemezse ilahî adalet mahkeme-i Kübra'da tecelli edecektir." diye konuştu.

"Güç, günahı meşrulaştırmaz"

Güç ve statünün sorumluluğu artırdığını belirten Uysal, şu ifadeleri kullandı:

"Güç ve imkan sahibi olmak her şeyin serbest ve mübah olduğunu göstermez, bilakis insanlara karşı sorumluluğu artırır. Güç, günahı meşrulaştırmaz; işlenen suçlara karşı sessiz kalmak da masumiyet doğurmaz."

"Kadın ve çocukların korunmadığı toplum medeni olamaz"

Batı'nın özgürlük ve medeniyet iddialarını sert şekilde eleştiren Uysal, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bir şeyin kanunen serbest olması dini ve ahlaki olarak onun meşru olduğunu göstermez. Zayıf olanın, kadın ve çocukların korunmadığı bir toplum, ne kadar özgür ve medeni olursa olsun ahlâksız ve barbardır."

"Batı'dan beklenti ne olabilir?"

Uysal, Batı'daki feminist çevrelerin ve insan hakları savunucularının sessizliğini sorgulayarak şu soruları yöneltti:

"Epstein belgelerinde yoksul ve fakir olan, eğitim seviyesi düşük ve toplumsal statü açısından dezavantajlı mağdur kadınlara karşı işlenen vahşete karşı Batı’da feminizmi savunan kişi, kurum ve kuruluşlar niçin sorumluluklarını yerine getirmiyorlar?

Epstein belgelerindeki çocuk istismarları karşısında Batı’nın suskunluğu nedendir?
Eğer bu suçlar Batı dışı bir ülkede işlenmiş olsaydı uluslararası kamuoyunun tepkisi ne olurdu?

Bu olaylardan sonra İslam coğrafyasının ve insanlığın Batı’dan beklentisi ne olabilir?
Kurtuluşun ve huzurun İslam’da ve İslami yaşam tarzında olduğu ne zaman izhar edilecek?" (İLKHA)




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —