Tarih: 03.01.2026 17:00

Gazeteci Sabaz, ABD'nin Venezuela'ya saldırısı ve İran'ı tehdit etmesinin arka perdesini anlattı

Facebook Twitter Linked-in

ABD Başkanı Donald Trump, uzun süredir tehdit ettiği Venezuella'ya yönelik başlattığı hava saldırısının ardından Nicolas Maduro ile eşinin yakalandığı öne sürüldü. ABD Başkanı Trump, bir süredir İran'a yönelik de "vurabiliriz" tehdidinde bulunuyor.

Venezuella'ya yapılan saldırı ve İran'a yönelik tehditlere ilişkin konuşan Gazeteci Yazar Hasan Sabaz, "Bu meselede iki ayrı faktör bulunuyor. Bunlardan ilki, Amerika'nın iç siyasetiyle ilgili. Son dönemde 'Epstein Dosyaları' meselesi üzerinden Trump ve yakın ekibi ciddi bir baskı altında. İşin bir de İsrail boyutu var. Amerika'da kim başa gelirse gelsin, israil 'kırmızıçizgi' olarak kabul ediliyor. Bu durum, az önce bahsettiğimiz konuyla da doğrudan bağlantılı. Affedilme meselesinde israilin bir rolü olduğunu herkes biliyor. Nitekim Adalet Bakanlığı belgeleri deşifre ettiğinde bile birçok şeyin üzeri örtülüyor, tam anlamıyla ifşa edilmiyor." dedi.

"Uyuşturucu bahane; Maduro'dan istediğini alamadığı için Venezüella'ya saldırdı"

Trump'ın ikinci döneminde böyle bir sürecin yaşanabileceği zaten tahmin edildiğini belirten Sabaz, "Daha önce Amerikan siyasetinde genellikle başkan hangi partiden seçilmişse, onu dengeleyen bir Temsilciler Meclisi ya da Kongre olurdu ve başkan adımlarını buna göre atmak zorunda kalırdı. Ancak Trump bu kez oldukça yüksek bir oy oranıyla seçildi. Uzun yıllardır Amerikan siyasetinde ilk defa hem Temsilciler Meclisi'nde hem de kongrede bu kadar güçlü bir tablo ortaya çıktı. Bu da Trump'a normalden daha fazla bir özgüven kazandırdı. Trump'ın tüccar kişiliği ve meselelere daha çok para üzerinden bakması da bu tabloyla doğrudan ilişkili. Utanmadan, dünyanın gözünün içine bakarak, Venezuela'ya 'Bizden çaldığın parayı geri ver' diyebiliyor. Oysa Amerika'nın dünyanın her yerinden, yer altı kaynakları, ticari ilişkilere, çok uluslu şirketler üzerinden pek çok alanda kaynak transferi yaparak çaldığı bir gerçek. Büyük ihtimalle Venezuela'da yönetim değişikliklerinden sonra, özellikle Maduro döneminde, istediğini tam olarak alamadı ve bu nedenle baskıyı artırıyor. Venezuela, önemli petrol üreticisi ülkelerden biri. Buna karşın Amerika, Venezuela'yı uyuşturucu ticaretiyle suçluyor. Oysa Amerikan istihbaratının, özellikle Kolombiya, Meksika ve çevresinde, kirli operasyonlar için uyuşturucu ticareti yapan yapılarla iş birliği yaptığı biliniyor." diye konuştu.

"Ekonomik sıkıntılar var ama planlı protestolar siyasi bir müdahale olduğunu gösteriyor"

İran meselesine geldiğimizde, işin bir tarafında israilin diğer tarafında Trump'ın pozisyonu bulunduğunu aktaran Sabaz, "İran'da ekonomik kriz yeni değil; özellikle 2018–2019'dan bu yana ambargolar ciddi şekilde ağırlaştı. Nükleer müzakereler sırasında kısmen gevşetilen yaptırımlar daha sonra yeniden sıkılaştırıldı. Bu durum İran'ın dünya ile ticaret yapmasını zorlaştırıyor, çok yüksek bedeller ödemesine neden oluyor. 100 milyon nüfuslu, büyük petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip bir ülke olmasına rağmen, elindekileri satmakta ya da ihtiyaç duyduğu ürünleri ithal etmekte zorlanıyor. Bu da ülke içinde ciddi ekonomik sıkıntılara yol açıyor. Son dönemdeki protestolar, kimi zaman esnaf hareketleri olarak, kimi zaman farklı gerekçelerle gündeme getiriliyor. Daha önceden Mahsa Emini üzerinden sosyal politikalar üzerinden de protestolar yaşandı. Bu anlamda onların söylemiyle bir tür 'normalleşme' oldu. Ancak Tahran'dan başlayıp başka şehirlere yayılan protesto gösterileri var. Bu da önceki örneklerde olduğu gibi daha planlı bir tablo ortaya koyuyor. Burada bir nabız yoklama söz konusu… 'İran yönetimi nasıl tepki verecek, nereye kadar gidecek?' Diye bekliyorlar. İran, geçmişte Ortadoğu'daki pek çok rejimin gösterilere verdiği sert tepkilerin aynısını göstermedi. Elbette bu tamamen sorunsuz olduğu anlamına gelmiyor… Ancak karşılaştırıldığında daha sınırlı müdahaleler söz konusu oldu. Neticede 100 milyonluk bir ülkede, insanların canını sıkacak, protestolara neden olacak yolsuzluk iddiaları, kayırmacılık söylentileri ve ekonomik sıkıntılar var. Yani bir yönüyle gerçekten ekonomik sebeplerle sokağa çıkan halk var, diğer yanda ise bu sürece siyasi olarak müdahil olan dış güçler var." şeklinde konuştu.

"İran'da yaşanabilecek istikrasızlık tüm bölgeyi etkiler"

İşgal rejiminin uzun süredir Amerika'yı İran'a karşı daha sert bir tutuma zorladığını hatırlatan Sabaz, "Son savaş sürecinde İran'ın teknolojik kapasitesi de net biçimde görüldü. İsteseydi İsrail'de çok daha büyük bir yıkıma neden olabilirdi. Hipersonik füzelerin devreye girmesiyle bu güç daha da belirginleşti. Ancak süreç kısa sürede kesildi ve Amerika, F-22 bombardıman uçaklarını bölgeye gönderdi. Bazı çevreler, bu saldırıların kontrollü ve mesaj amaçlı olduğu, İran'ın kritik unsurlarını önceden tahliye ettiği ve büyük bir zarar görmediği görüşünde. Şu anda israil, İran'ın yeniden vurulmasını istiyor. Daha doğrusu bölgede yeni bir kaos hedefliyor. Kuzey Afrika'da, Afrika Boynuzu denilen Somaliland meselesi ile ilgili o bölgedeki sıkıntı yalnızca Somaliland ile sınırlı olmadığı gibi İran üzerinden yürütülen politika da buna benziyor. Somaliland meselesinden Somali d Mısır da çok rahatsız. İran'da yaşanacak büyük bir karışıklıktan, Birleşik Arap Emirlikleri dışında kimsenin memnun olacağını sanmıyorum. Böyle bir durum, tüm bölgeyi etkiler ve ciddi bir istikrarsızlığa yol açar. BAE'nin konumu ayrı, zaten herkes ABD'nin vekâletini yürüttüğünü biliyor. Amerika daha önce de tehditlerde bulundu. İran halkını koruyormuş gibi bir görüntü veriyor ama aynı ABD, Gazze'de 100 bin insanın katledilmesi için israile en büyük lojistik desteği kendisi sağladı. İnsan yaşamı çok da umurunda değil… Kendince bir tiyatro oynuyor, bazı yerlere mesaj veriyor. Ancak şartlar kendi lehine tamamen olgunlaşmadan, yani ciddi bir kaos ortamı oluşmadan, doğrudan bir savaşa girme ihtimali düşük görünüyor. Buna rağmen sınırlı saldırılar her zaman mümkün. Ne yazık ki geçmişte yapılan müdahalelerin 'yanına kâr kaldığını' da biliyorlar." dedi.

"Müslüman ülkeler birlikte hareket ederek caydırıcı bir güce ulaşmalı"

Amerika'nın İran'a ve Ortadoğu'daki diğer ülkelere yönelik saldırı ihtimallerinin önüne geçilmesi adına Müslüman ülkelerin birlikte hareket ederek caydırıcı bir güce ulaşmaları gerektiğini, aksi takdirde her ülkenin sıranın kendilerine gelmesini beklemek durumunda kalacağını vurgulayan Sabaz, son olarak şu ifadeleri kullandı:

"Bu coğrafyada Müslüman ülkeler arasında ciddi bir koordinasyon eksikliği var. Herkes, sıranın kendisine gelmesini bekliyor. Afganistan ve Irak örneklerinde milyonlarca insan hayatını kaybetti, şehirler yerle bir edildi. Buna rağmen benzer senaryolara karşı ortak bir duruş sergilenemiyor. İran meselesinde de bazı ülkeler farklı sebeplerle sessiz kalıyor, hatta kimileri seviniyor. Oysa bu durum 'sarı öküz' meselesine benziyor. Birçok kişi, 'Başta sarı öküzü vermeyecektik' diyerek dizini dövecek. İran'da rejim değişikliği için Rıza Pehlevi ismi her zaman ön plana çıkarılıyor ama b unun ciddi bir karşılığı yok. Son dönemde Lübnan, Filistin ve Suriye'deki gelişmelerin ardından İran'da milliyetçi söylemler yükseldi. 'Biz neden paramızı bu bölgelere harcıyoruz?' diyen kesimler arttı. İran yönetiminin ya ciddi bir politika değişikliğine gitmesi ya da bölge ülkeleriyle daha kapsayıcı, daha ikna edici bir dil geliştirmesi gerekiyor. Bölge ülkeleriyle hem etnik hem de mezhebi anlamda daha farklı bir dil kullanacak, bu anlamda herkesle oturacak. Kimsenin birbiri hakkında başka bir ajandalarının olmadığına inanacak. Bu ülkelerin birbirine destek olması gerekir. Aksi hâlde herkes sadece kendi sırasının gelmesini beklemeye devam edecek. Yoksa Venezüella konusunda ABD'nin elinde ciddi bir şey yok. Venezüella'nın bir Kolombiya, bir Meksika kadar uyuşturucu ile bağlantısı olmadığını herkes biliyor. Amerikan istihbaratı tüm kirli işleri için parayı uyuşturucu ticaretinden alır. Bu açıdan Venezüella'ya yönelik saldırı aslında Orta Amerika ve Güney Amerika'ya bir mesajdır. Bu noktada Ortadoğu'ya da bir mesaj veriyor. İşgal olayı, klasik Trump politikasına uymuyor. Caydırıcı güç meselesine gelince aslında İran'ın yaptığı şeyi yapmak gerekir. Elinde kıtaları aşacak füzeler var. Müslüman ülkelerin elinde gelişmiş radar sistemleri hava savunma sistemleri olacak ki Amerika buraları vurmayı göze almasın. Açıkçası, Amerika bir yeri vurduğunda vurulmaktan korkması gerekir. İran'ın Amerikan üslerini vurması onu etkilemez. İslam dünyasında ülkeler bir şey yapacaksa, askeri anlamda işbirlikleri içerisinde teknoloji transferleri ile güçlerini yan yana getirmelidirler. Amerika vurduğunda vurulmaktan korkmalıdır. Bu anlamda yapılan hiperbolik füzeler geliştirilmelidir. Evet, nükleer iyi bir şey değil ama eğer Amerika ve israilin elinde varsa İslam ülkelerinin de elinde olmalıdır. " (İLKHA)

.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —