Tarih: 20.01.2026 11:44

Günaydın: Maneviyatın eksik olduğu yerde kaos ve belirsizlik oluşur

Facebook Twitter Linked-in

HÜDA PAR Gençlik Kolları Başkanı Murat Günaydın, İLKHA'ya yaptığı açıklamada, sekülerleşme, popüler kültür ve rol model krizinin maneviyatı zayıflattığını, bunun da ahlaki yozlaşmayı beraberinde getirdiğini söyledi.

Günaydın, özellikle uyuşturucu ve sanal kumarın normalleştirilmesinin gençler için ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı.

Maneviyat, bireyin hayatına anlam katan; bireyin bir amaç uğruna yaşamasını sağlayan ve sorumluluk duygusunu aşılayan en önemli unsurlardan biri olduğunu aktaran Günaydın, "İnsan, sadece maddeden ibaret bir varlık değildir. Sadece hayvani ve beşerî arzulardan var olan bir varlık değildir. Maneviyatla beraber insan iki yönlü duygu dengesinin sağlanmasına yardımcı olur. Maneviyatın eksik olduğu zamanlarda, insanın hayvani dediğimiz bazı özelliklerinin ön plana çıkmasıyla beraber var olan toplumsal düzende bir kaos ve belirsizlik meydana gelebiliyor. Bu durum bir düzensizliğe yol açar ve toplumun çöküşünü hızlandıran bir unsur oluyor." dedi.

"Sekülerleşen bir toplumda maneviyat zayıflar"

Maneviyatın azalmasının belli başlı sebepleri olduğuna değinen Günaydın, "Bunların başında bireylerin sekülerleşmesi gelmektedir. Sekülerleşen bir toplumda maneviyat zayıflar; çünkü seküler toplumlarda din, hayatın merkezinde değildir. Din, hayatın merkezinden soyutlanmış ve dışlanmıştır. Dinin hayatın merkezinden çıkarıldığı bir ortamda bireylerin manevi dünyalarından uzaklaşması ve manevi duygularının zayıflaması kaçınılmazdır. İkinci bir boyut ise rol model olarak gösterilen bireylerin sahip olduğu duyguların ve değerlerin zayıflamasıdır. Toplumda, özellikle sosyal mecralarda ve sosyal ortamlarda ahlaki fonksiyonlardan uzak, gayriahlaki kişiliklere sahip olması ve bunların öncü örnek olarak sunulması; bireylerin bu maneviyattan soyutlanmış bir kişiliğin aslında var olabileceği duygusunu aşıladığı için bireyleri buna daha çok itmektedir." ifadelerine yer verdi.

"Eğitim sisteminde maneviyatsızlığın oluşması da ciddi bir sorundur"

Konuşmasının devamında Günaydın, şunları aktardı:

"Bir diğer etken ise modern çağın dayattığı haz ve hız olgusudur. Bu olgu, bireylerin manevi ortamdan uzaklaşarak nefsi duygulara kapılmasının önündeki en büyük öncülerden bir tanesidir. Ayrıca eğitim sisteminde maneviyatsızlığın oluşması da ciddi bir sorundur. Eğitim sistemi sadece meslek kazandırmakla kalmamalı; aynı zamanda ahlak ve kişilik de kazandırmalıdır. Elbette ahlaki değerlerin verilmesiyle beraber mesleki anlamda da bir eksiklik var. Mesleki bilginin aşılanması açısından da bir eksiklik var. Ama bireyde ahlak olmadığı zaman ve bireyde maneviyat eksik olduğu zaman elbette bunun mesleki hayata da yansıması pek az olacaktır."

"Ahlaki yozlaşma aslında haddi ve sınırı aşmaktır"

Günaydın, "Ahlaki yozlaşma aslında haddi ve sınırı aşmaktır. Ahlaki yozlaşma, ahlaki değerlerden soyutlanma ve bunu meşrulaştırmak, bunu yaygınlaştırmaktır aslında. Ahlak, bireyin bütün insani değerlerini kuşatan temel bir unsurdur. Birey ahlaki değerlerden soyutlandığında, insani değerlerden de soyutlanmış olur. Ahlaki değerleri muhafaza eden birey ise insani değerlerini de muhafaza etmiş olur. Ahlakın zayıfladığı, ahlaki dezenformasyonun oluştuğu bir toplumda toplumun çökertilmesi çok daha kolay hâle gelir. Bu nedenle ülkemizde ve çevre ülkelerde bir ahlaki dezenformasyon operasyonunun varlığından söz etmek mümkündür. Bazı kesimler, toplumlarda ahlaksızlığı yaygınlaştırarak bir bilincin oluşturulmasının en büyük engeli ortadan kaldırmak istiyorlar. Toplumsal bilincin ve toplumsal ahlakın oluşmasını engelleyerek de toplumun çökertilmesine rol model oluyorlar." şeklinde belirtti.

"Ahlaki değerlerin yozlaşmasının başlıca sebeplerinden biri, bu durumların normalleştirilmesidir"

Konuşmasının devamında Günaydın, "Ahlaki değerlerin yozlaşmasının başlıca sebeplerinden biri, bu durumların normalleştirilmesidir. Özellikle uyuşturucu, sanal kumar ve benzeri durumlarda normalleştirilerek toplumun bir yapısıymış gibi gösterilerek bireylerde buna bir teşvik söz konusu oluyor. Haber dillerine ve sosyal mecralara ya da toplumun önündeymiş gibi gösterilen bireylerin yaşantılarına baktığımızda bunların hayatlarında var olan durum bütün bir topluma mal edilerek aslında normalmiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Bu normalleşme de özellikle gençler başta olmak üzere bireyleri teşvik ediyor. Bu normalleşmenin önüne engel olmak lazım. Bir diğeri yapılan hem ahlaki dezenformasyon hem uyuşturucu hem sanal kumar ve benzeri durumların cezasız kalması... gerekli cezaları almamaları, gerekli cezaların verilmemesi, toplumda yaygınlaşmasının en büyük etkenlerinden bir tanesidir. Bu ve benzeri durumlarda bulaşan, ulaşan her kim varsa gerekli ve caydırıcı cezaların verilmesiyle beraber bireylerin buna tevessül etmesinin engellenmesi gerekiyor." diye konuştu.

Ekrandaki rol modeller ahlaki dezenformasyonu artırıyor

Ekran yüzlerimizin dikkatli seçilmesi gerektiğine vurgu yapan Günaydın, "Bir diğeri de aslında biraz önce bahsettiğim gibi rol model olarak gösterilmesidir. Gayriahlaki şartları dillendiren bireylerin şarkıcı olması, filmlerde uyuşturucu kullanan, sanal kumar oynayan veyahut ahlaki dezenformasyonu yaşayan bireylerin filmin baş rollerinde oynaması ya da toplumun farklı kesimlerine örnek olarak gösterilmeye çalışılan kişilerin rol model olarak sunulması bu ahlaki dezenformasyonu artırıyor. Bizim de birlik olarak, toplumun ahlaki değerlerini muhafaza etmeye çalışan bireyler olarak birlikte hareket etmemiz gerekiyor ki ahlaki değerleri yeniden topluma entegre edebilelim ve toplumu bu ahlaki değerlerle buluşturabilelim." dedi.

"Kendi kültürünü muhafaza edemeyen toplumlar, dayatılan kültürlerle yaşamak zorunda kalırlar"

Günaydın, "Aslında popüler kültüre; tüketimin mutluluk getirdiğini, hazzın hızlı ve sınırsız şekilde elde edilmesi gerektiğini savunan, sınırların özgürlüğü kısıtladığını iddia eden bir kültür diyebiliriz. Popüler kültürle beraber bireye bir kimlik bir kişilik kazandırılmak isteniyor. Bizim gençlere şunu aşılamamız gerekiyor: Popüler kültür, üretilmiş ve özendirilmeye çalışılan bir kültürdür. Bizler kendi kültürümüzü muhafaza edemezsek, kendi kültürünü muhafaza edemeyen toplumlar, dayatılan kültürlerle yaşamak zorunda kalırlar. Bizim özellikle kendi kültürümüzü muhafaza ederek popüler kültürün önünde en büyük engeli oluşturmamız gerekiyor. Bunun da bazı temel yöntemleri vardır. Birincisi, gençlerimize bu bilinci aşılamamız gerekir. Popüler olarak sunulan bu kültür bizim kültürümüz değildir; ithal edilen bir kültür ve bize aşılanmaya çalışılan bir kültürdür. Gençlerin bunun farkında olması gerekiyor." ifadelerine yer verdi.

"Unutmamak gerekir ki aile sustuğunda ekran konuşur"

"Rol modellerimizi artırmamız gerekmektedir." diyen Günaydın, "Hem toplumda hem de sanal mecralarda, ahlaki değerleri muhafaza eden bireylerin ön plana çıkarılması sağlanmalıdır. Gençlerin örnek alabileceği şahsiyetlerin bunlar olduğunun ilan edilmesi gerekiyor. Aileye gelince; ahlaki değerlerin, kültürün ve yaşam biçiminin önce aile içerisinde yaşanarak çocuğa aktarılması gerekmektedir. Aynı zamanda aile, çocuğu kontrol edebilmelidir. Çünkü unutmamak gerekir ki aile sustuğunda ekran konuşur. Ekran bağımlılığıyla birlikte bireyler, maruz kaldıkları kültürü gerçek ve doğal bir kültür olarak algılamakta ve hayatlarında bunu uygulamaya çalışmaktadır. Günümüzde toplumun ortalama günlük ekran süresi yaklaşık 7 saate ulaşmış durumdadır. Gençler arasında ise bu süre 9 saate kadar çıkmaktadır. Zamanının büyük bir kısmını ekran karşısında geçiren bir gençlik ve bu ekranda kendisine gösterilen kültürü ister istemez hayatında yaşamaya çalışan bir gençlik var. Bu nedenle ailelerin, bu değerleri kendi yaşamlarında uygulayarak çocuklarına öğretmeleri ve oto-kontrol mekanizmalarıyla çocuklarını denetlemeleri büyük önem taşımaktadır." diye konuştu.

"Eğitim alanında da ahlaki ve kültürel değerlerin yeterince aşılanması gerekir"

Son olarak Günaydın, "Eğitim alanında da ahlaki ve kültürel değerlerin yeterince aşılanması gerekmektedir. Ne yazık ki mevcut eğitim sistemimiz, meslek kazandırmakta yetersiz kaldığı gibi ahlaki değerleri kazandırma noktasında da yetersiz kalıyor. Bunun yanı sıra, toplumsal anlamda bir seferberlik ilan edilmesi gerekmektedir. Sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler, bireyler, kanaat önderleri ve bu konuda endişe duyan herkes, ahlaki bir kültür inşası için bir seferberlik ilan etmesi gerekiyor. Son olarak şunu söyleyebilirim ki maneviyatı kuvvetlendirmek gerekiyor. Maneviyatın kuvvetli olduğu bir toplumda hem bu ahlaki dezenformasyonlar hem uyuşturucu, sanal kumar ve benzeri toplumsal hastalıklar topluma daha az zarar verebilir. Bu sorunlar büyük ölçüde minimize edilmiş oluyor. Bu nedenle maneviyatın kuvvetlenmesi gerekiyor." dedi. (İLKHA)




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —