Tarih: 17.02.2026 14:56

İtiraf, ifşa, istismar: Gündüz kuşağı programlarının karanlık yüzü

Facebook Twitter Linked-in

Uzmanlara göre gündüz kuşağında yer alan kayıp vakaları, cinayet dosyaları, aile içi şiddet ve ihanet temalı içeriklerin yoğunluğu, izleyicide “toplum tamamen çürüdü” algısını güçlendiriyor. Psikologlar, sürekli suç ve skandal odaklı içerik tüketiminin özellikle evde uzun süre ekran başında kalan bireylerde öğrenilmiş çaresizlik ve kaygı düzeyini artırabildiğini belirtiyor.

İletişim fakültelerinde yapılan bazı içerik analizlerinde, gündüz programlarının önemli bölümünün kriminal olaylar, aldatma iddiaları ve aile içi çatışmalar etrafında kurgulandığı; çözümden çok teşhir odaklı ilerlediği tespiti yer aldı.

Mahremiyetin ifşası ve ailenin yıpratılması

RTÜK’e ulaşan izleyici şikâyetlerinde en sık dile getirilen başlıklardan biri, aile içi meselelerin milyonlar önünde tartışılması oldu. Eşler arası sadakatsizlik iddiaları, gayr-ı meşru ilişkiler ve cinsel içerikli ithamların detaylı biçimde işlenmesi, “aile kurumunu itibarsızlaştırdığı” gerekçesiyle eleştirildi.

Kurulun çeşitli dönemlerde bazı programlara özel hayatın gizliliğini ihlal, toplumun milli ve manevi değerlerine aykırılık ve genel ahlaka zarar gerekçeleriyle idari yaptırım uyguladığı kamuoyuna yansıdı.

Gayr-ı meşru ilişkilerin normalleşmesi eleştirisi

Medya sosyologları, gündüz kuşağında sıkça işlenen aldatma, yasak ilişki ve çoklu partner iddialarının dramatize edilerek sunulmasının, özellikle genç izleyicilerde “olağanlaştırıcı etki” doğurabileceği uyarısında bulunuyor.

Program formatlarının çoğunda, ilişkilerin etik boyutundan ziyade sansasyonel yönünün öne çıkarıldığı; tarafların yüzleştirilmesi, ifşa edilmesi ve zaman zaman stüdyo gerilimiyle reyting unsuruna dönüştürüldüğü eleştirileri yapılıyor.

Toplumsal değerler ve güven duygusunun aşınması

Uzman raporlarında öne çıkan bir diğer başlık ise güven duygusu. Sürekli ihanet, dolandırıcılık ve aile içi suç anlatılarının işlenmesi; izleyicide “kimseye güvenilmez” algısını besleyebiliyor.

Sosyologlara göre bu durum:

Komşuluk ve akrabalık bağlarında şüpheyi artırabiliyor

Evlilik kurumuna dair güveni zedeleyebiliyor

Toplumsal dayanışma hissini zayıflatabiliyor

Reyting baskısı ve içerik sertleşmesi

Televizyon izlenme ölçümlerine dayalı reklam gelir modeli, yapımcıları daha çarpıcı ve sansasyonel içerik üretmeye itmekle eleştiriliyor. Medya eleştirmenleri, “çözüm odaklı kamu hizmeti yayını” yerine “duygusal teşhir ve gerilim kurgusu”nun öne çıktığını savunuyor.

Çocuklar ve gençler üzerindeki dolaylı etki

Her ne kadar hedef kitle çoğunlukla yetişkin kadın izleyiciler olsa da, ev ortamında açık kalan televizyon nedeniyle çocukların da bu içeriklere maruz kalabildiği belirtiliyor.

Pedagoglar şu risklere dikkat çekiyor:

Erken yaşta suç ve cinsellik temalarına maruz kalma

Aile ilişkilerine dair sağlıksız rol modeller

Şiddet ve hakaret diline duyarsızlaşma

Kamuoyunda Artan Tepki

Sivil toplum kuruluşları ve aile dernekleri, gündüz kuşağı yayınlarına yönelik denetimlerin artırılması çağrısında bulunuyor. Sosyal medyada dönem dönem başlatılan kampanyalarda, bu programların yayından kaldırılması ya da format değişikliğine gidilmesi talep ediliyor.

RTÜK ise gelen şikâyetler doğrultusunda incelemelerin sürdüğünü, yayıncı kuruluşların yayın ilkelerine uygunluk konusunda uyarıldığını belirtiyor.

Sonuç

Uzmanlara göre sabah kuşağı programları, bir yandan kayıp kişilerin bulunması gibi kamusal fayda üretme gerekçesini öne sürse de; diğer yandan mahremiyet ihlali, değer aşınması ve umutsuzluk iklimi üretmesi nedeniyle ciddi bir etik tartışmanın odağında yer almayı sürdürüyor.

Toplumun geniş kesimlerini etkileyen bu yayınların, reyting ile toplumsal sorumluluk arasındaki dengeyi nasıl kuracağı ise önümüzdeki dönemin en kritik medya başlıklarından biri olmaya aday görünüyor. (İLKHA)




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —