17106,95%-0,04
43,74% 0,22
51,88% -0,10
7005,55% 1,56
11731,12% 0,00
Mardin Merkez Artuklu ilçesinde “Şubat Ayı Şehadet Ayı” programı düzenlendi.
Mardin Artuklu Üniversitesi Rehber Gençlik Topluluğu ile İdeal Gençlik Topluluğu tarafından düzenlenen programa, Araştırmacı-Yazar ve aynı zamanda Diyarbakır HAKSİAD İl Başkanı Cengiz Aydın konuşmacı olarak katıldı.
Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan program, Özlem Ajans sanatçılarının seslendirdiği ezgiler ve şehitlerin hayatını içeren sinevizyon gösterisi ile devam etti.
Aydın, “Sıradan bir kavramdan bahsetmiyoruz. Ülkemizde en çok suistimal edilen kavramdır şehadet. Diğer hiçbir dinde, diğer hiçbir ideolojide, diğer hiçbir davada ölümün neticesinde bir zafer yoktur, bir terim yoktur. Sadece İslam’da şehadet mevzusu vardır. Başlıyorlar bu sefer ‘demokrasi şehidi’, ‘komünizm şehidi’, bilmem ne şehidi demeye. Allah kullarına, Müslümanlara öyle büyük bir izzet vermiş ki… Hani Zekeriya aleyhisselam bir evlat istemişti ve mihraba koşmuştu ya, Cebrail gelmişti ve Allah-u Teâlâ ona demişti ki: ‘Zekeriya, sana bir evlat müjdeliyoruz. Onun adı Yahya’dır. Yeryüzünde adaşı yoktur.’ İşte bizim bu kavramımız da böyledir.” ifadelerini kullandı.
“Şehadet herkesin elde edeceği bir makam değildir”
Şehadetin, herkesin elde edeceği bir makamın olmadığını dile getiren Aydın, “Şubat ayında özelde anlam ifade etsin diye bir ayın tamamını konuştuğumuz şehadet kavramı, İslami müesseseden başka hiçbir yerde yoktur. Onun için bizim ülkemizde de en çok suistimal edilen bir mevzudur. Şehadet herkesin elde edeceği bir makam değildir. Alın teriyle değildir, bilek gücüyle değildir. Şehadet kimsenin dağıttığı bir makam değildir. Şehadet, Allah Azze ve Celle’nin nasip ettiği bir mertebedir. Biz yıllar sonra adını andığımız kişilere ‘şehit’ deriz. Eğer bugün bu meydanda yıllar önce vefat eden, Allah’ın davası aziz olsun diye mübarek kanlarını döken insanlardan bahsediyorsanız, o zaman onlar şehittir. Belki çocuklarımızın ismini daha çok koymamız lazım. Belki kızlarımıza daha çok ‘Şehadet’ ismini yakıştırmamız lazım. Belki gençlerimizin bunu daha çok tefekkür etmesi gereklidir.” dedi.
Peygamber Efendimizin şehitliğe verdiği önem ve arzusunu aktaran Aydın, “Allah Resulü’nün de bu temennisi vardı, bu arzusu vardı. Yıllarca bu arzuyu taşıdı. Medine’de yaşayan herkes Resulullah aleyhissalatu vesselam’ı bilir: Cumartesi günlerini Uhud için ayırmıştır. Mescid-i Nebevi’de abdest alır, evinden çıkar, altı buçuk kilometre ilerideki Uhud şehitliğine giderdi. Orada şehitliğin eteğinde oturur ve onlarca sahabenin şahitliğinde şöyle dua ederdi: ‘Ya Rabbi, o Uhud günü keşke ben de şehit olsaydım. O gün ölmek için ne güzel bir gündü. Döner kabristandakilere de şöyle derdi: ‘Keşke bugün ben de sizin gibi şehit olarak Uhud’un gölgesinde gölgelenseydim.’ Allah Resulü yıllarca bu arzuyu temenni içinde sakladı ve sonra şöyle dedi: ‘Allah yolunda öldürülmeyi öyle arzu ediyorum ki; keşke Allah yolunda öldürülsem, sonra dirilsem, sonra tekrar öldürülsem, sonra tekrar dirilsem… On defaya kadar bunu tekrar etsem. İslami kaynaklar şöyle der: Vefat edeceği sırada Hazreti Ayşe validemiz ona bir bardak su içirirken Resulullah aleyhissalatu vesselam şöyle diyecek: ‘Ey Hümeyra’m! Vallahi Hayber günü o zehirli etin acısını şu anda yüreğimde hissediyorum. Bütün vücudum o zehrin tesiri altındadır.’ İslam uleması Resulullah’ın bu sözünü şehadet müjdesi olarak nakşetmiştir.” şeklinde belirtti.
“Müthiş bir kavramdır şehadet”
Aydın, ifadelerini şöyle sürdürdü: “Müthiş bir kavramdır şehadet. Müthiş bir şahsiyettir şehit. Ne güzel söylemişti İstiklal Şairi: ‘Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber; sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.’ Şehit olduğu sırada şehitlerle Resulullah Aleyhissalatu Vesselam’ın buluşması anlatılır. Resulullah iki kolunu açar ve şehidi bekler, kucaklaşır. Şehadet öyle bir şeydir. Öyle bir makamdır ki bu makamı anlatmak için söz kifayet etmiyor. Allah yeryüzünde hiçbir kuluyla, ahirete irtihal ettikten sonra konuştuğunu Kur’an-ı Kerim’de aktarmamıştır. Ancak şehitler müstesnadır. Yasin Suresi’nde ‘Habib-i Neccar’ diye bildiğimiz o kişi kavmine ‘Nolursunuz şu Müslümanları dinleyin ve onlara tabi olun’ demişti. Onu recmederek öldürdüler. Kur’an şöyle anlatıyor: ‘Onu öldürdüler. Biz de ona dedik ki: Gir cennete.”
“Şehitlik, yeşil kuşların kursağındaki şehitliktir”

Şehitliğin önemine dikkat çeken Aydın, “Şehit, insanlar dirilsin diye ölen adam değildir. Ana yürekli adamdır. Karşımda bir düşman var, okla vurayım değildir mesele. Arkasında bir sermaye olmalıdır, bir yürek olmalıdır, bir iman olmalıdır. Allah Azze ve Celle Kur’an-ı Kerim’de ‘Allah müminlerden mallarını ve canlarını cennet karşılığında satın almıştır’ buyurdu. Hayatınızın bütün evrelerine şehitlere yakışacak bir ömür koyun. Şehitlik, yeşil kuşların kursağındaki şehitliktir. Cennet köşklerine çıkarkenki şehitliktir. Hesapsız, kitapsız, sorgusuz, tasa ve keder olmadan. Allah-u Teâlâ ölümü tasvir ederken ‘Ey Muhammed, Azrail onların ruhunu çekerken o kulların hâlini bir görsen’ buyurur. İnsanoğlu o gün masumdur. Perde kalkmıştır. İlmel yakin bildiklerini aynel yakin görmektedir. Makamı da yeri de kendisine gösterilmektedir. O ölümün tedirginliği zordur. İşte şehit ondan muaftır.” şeklinde konuştu.
“Yüz yıldır Hollywood filmlerinde Müslümanlar terörist olarak gösterildi ama Gazze gerçeği ortaya koydu”
Dünyanın sözde süper güçlerine karşı mücadele eden Gazze hakkında da konuşan Aydın, Gazze’nin İslam düşmanına karşı yüz yıllık algıyı yıktığı belirterek, “Bizim tarihimizde iki tür şehit vardır. Bir tarafı kahramanlık olan şehitlerimiz vardır, bir tarafı da mazlumiyet olan şehitlerimiz vardır. Ammar ve Yasir ailesi bunlardan biridir. İşkenceler altında İslam’dan geri adım atmadılar. Resulullah onları gördüğünde şöyle buyurdu: ‘Sabredin ey Yasir ailesi! Sabredin! İnşallah ben cennette sizlerle beraber olacağım.’ Amir bin Füheyre şehit edilirken ‘Ben kazandım’ demiştir. Halid bin Velid, Sasani İmparatorluğu’nun başkumandanı Hürmüz’e bir mektup yazdı. Özetle şöyle dedi: ‘Ey Hürmüz! Seni Allah’ın dinine davet ediyoruz. Eğer girersen kardeşimiz olursun. Malın da canın da korunur. Girmezsen cizye ver, savaşmayalım. Bunu da kabul etmezsen bil ki; vallahi yanında öyle bir ordu var ki sizin dünyayı sevdiğiniz gibi bu adamlar ölümü seviyor. Ölmek için sıraya giriyorlar. Böyle bir orduyla sana geliyorum. ’Ben ‘Ya Rabbi, böyle bir ordu yeniden olacak mı?’ diye düşünürken bir Gazze çıktı. Çocuğuyla, kadınıyla, yaşlısıyla bize öğrettiler. Dediler ki: ‘Hani senin merak ettiğin o ümmet var ya işte o ümmet bugün Gazze’de yaşıyor.’ Yurtlarını terk edebilirlerdi. Kur’an cevaz verdi: ‘Eğer size zulmediliyorsa hicret edin.’ Mücahitler eşlerine ‘Gidin’ dedi. Hangi kadın gitti? Hangi çocuk gitti? Şimdi bana biri söylesin: Bu topluluk ölümden mi korkuyor yoksa ölümü mü temenni ediyor? Ölüm sırasında Kur’an ezberlemek hangi imanın harcıdır? Ayet okumak hangi imanın yansımasıdır? Gazze, yüz yıllık algıyı yıktı. Yüz yıldır Hollywood filmlerinde Müslümanlar terörist olarak gösterildi. Ama Gazze gerçeği ortaya koydu. Yeryüzündeki en büyük düşmanımız siyonizmdir.” ifadelerini kaydetti. (İLKHA)