9659,48%0,49
37,90% 0,05
41,06% 0,14
3766,88% 0,98
6070,97% 1,51
HÜDA PAR Genel Merkezi tarafından yayımlanan gündem değerlendirmesinde, vergi tarifelerinin düzenlenmesi, mistik terapi yöntemlerinin tehlikesi ve ABD’nin son günlerde İslam dünyasına yönelik saldırılarına dikkat çekildi.
“Ailevi yükümlülüklerinin göz ardı edilmesi, vergide adaletsiz bir durum ortaya çıkarmaktadır”
2025 yılının Cumhurbaşkanı tarafından “Aile Yılı” olarak ilan edildiği hatırlatılan açıklamada, “Bu kapsamda, ailenin korunması ve desteklenmesi için devletin ekonomik ve sosyal programlar yürürlüğe koyması kadar, vergilendirme alanında da aile ve çocuk sayısını dikkate alması gerekmektedir. Bu amaçla yapılacak düzenlemeler vergi adaletinin de gereğidir. Mevcut vergi sistemimizde, çalışanların hizmetleri karşılığında aldıkları ücretler Gelir Vergisi Kanunu’na tabidir. Ancak, bu kanunda ücret ve sermaye üzerinden alınan vergiler için farklı bir gelir tarifesi oluşturulmamış; kişinin eşinin çalışıp çalışmadığı ya da çocuk sahibi olup olmadığı dikkate alınmamıştır. Ücretlinin ailevi yükümlülüklerinin göz ardı edilmesi, vergide adaletsiz bir durum ortaya çıkarmaktadır.” diye belirtildi.
“Ücretli çalışanlar enflasyon karşısında daha fazla vergi yükü altına girmekte”
“Ücretlerden alınan vergiler, stopaj yöntemiyle çalışanın eline geçmeden tahsil edilmektedir.” denilen açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:
“Ücret arttıkça, çalışan daha yüksek bir vergi dilimine girmekte ve net geliri azalmaktadır. Buna karşın, sermaye gelirleri bir sonraki yıl beyan edildiğinden, enflasyonist bir ortamda ücretliden kesilen vergi ile sermaye sahibinin ödediği vergi arasında ciddi bir fark oluşmaktadır. Vergi ödeme tarihlerindeki farklılıklar nedeniyle, ücretli çalışanlar enflasyon karşısında daha fazla vergi yükü altına girmektedir.”
“Çalışan kesim için adaletsiz bir vergilendirme yapısı ortaya çıkmaktadır”
Vergi sisteminde adaletin sağlanabilmesi için aile ve çocuk sayısının mutlaka dikkate alınması gerektiği belirtilen açıklamada, “Mevcut sistemde gelir vergisi tarifeleri belirlenirken ailevi yükümlülükler göz önüne alınmadığından, özellikle çalışan kesim için adaletsiz bir vergilendirme yapısı ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 103. maddesinde yer alan vergi tarifeleri, aile ve çocuk sayısına göre yeniden düzenlenmelidir. Gelir vergisi tarifesine, ailevi sorumlulukları göz önünde bulunduran ek düzenlemelerin dâhil edilmesi, vergi adaletinin sağlanması açısından zorunlu hale gelmiştir.” ifadelerine yer verildi.
“Vahyin ışığında şekillenen manevi değerlerimiz yegâne tedavi reçetemizdir”
Son yıllarda gündem olan mistik terapi yöntemleri ve spiritüel (ruhani) uygulamaların çoğunlukla batıl inançlara dönüştüğü tehlikesine vurgu yapılan açıklamada, “Yoga, çığlık terapisi ve orman banyosu gibi uygulamalar, insanları maddi ve manevi olarak sömüren büyük bir ticaret sektörüne dönüşmüştür. Toplum; stres, kaygı ve tükenmişlik hissiyle başa çıkmaya çalışırken, bazen gerçek manevi bir içsel yolculuk yerine, dışsal ritüellere yönelmekte ve buna bağlı olarak batıl inançlara sapmaktadır. Bu yeni mistik ticaret anlayışı; manevi ve ahlaki değerleri çarpıtıp kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmekte ve insanları sürekli bir müşteri statüsüne indirgemeyi hedeflemektedir.” şeklinde belirtildi.
“Gerçek bir manevi yolculuk, kişinin kendi içindeki derinliklere inmeyi, özünü anlamayı ve hayatındaki gerçek anlamı bulmayı zorunlu kılarken, ticari amaçlarla sunulan yüzeysel deneyimlerden uzak durmayı gerektirmektedir.” ifadelerine yer verilen açıklamada şöyle denildi:
“Vahyin ışığında şekillenen manevi değerlerimiz yegâne tedavi reçetemizdir. Kalpler ancak üstün ve Yüce olan Allah’ı anmak onun buyruklarına uymakla mutmain olabilir, sükûnet bulabilir. Ruh, beden ve zihin dengesini sağlamak ulvi değerlere bağlılıkla mümkün olabilecektir. Bu bağlamda, sapkın uygulamalar ve yöntemlerle çıkar sağlamaya çalışan, insanların manevi ihtiyaçlarını istismar eden kurum ve şahıslara müsamaha gösterilmemelidir. Denetim mekanizmaları oluşturulmalı, bu tür batıl anlayışları yaymaya çalışanlar teşhir edilmelidir.”
“ABD, Irak ve Afganistan’dan sonra aynı yıkımı şimdi Yemen’de sürdürmektedir”
Son günlerde işgalci ABD’nin siyonist rejimi korumak için artan saldırganlığına değinilen açıklamada, “ABD Başkanı Trump’ın Yemen ve İran’a yönelik tehditleri, yalnızca bu ülkelere değil, bütün İslam coğrafyasına yönelik saldırgan bir kuşatma politikasının parçasıdır. Nükleer müzakerelere zorlamak amacıyla İran’a gönderilen tehdit dolu mektup, Washington’un diplomasiden çok baskı ve zorbalıkla hareket etme anlayışının somut göstergesidir. Küresel bir haydut haline gelen ABD, Irak ve Afganistan’dan sonra aynı yıkımı şimdi Yemen’de sürdürmektedir. Terör rejiminin bölgedeki güvenliğini sağlamak adına savaş politikalarını genişleten ABD, Yemen’e yönelik saldırganlığıyla bölgedeki direnişi bastırmayı ve İslam dünyasını sindirmeyi hedeflemektedir.” denildi.
“ABD ve siyonist terör rejiminin bölgesel yayılmacılığına karşı gerçek bir ittifak kurulmadıkça, bu haydutluk durdurulamaz”
Açıklamada son olarak “ABD ve terör rejimi, birlikte hareket ederek İslam coğrafyasını yeniden şekillendirmeye ve kendi çıkarları doğrultusunda dizayn etmeye çalışmaktadır. Bu pervasız emperyalist politikalar, sadece bölgesel değil, küresel güvenliği de tehlikeye atmaktadır. Bu vahim tablo karşısında, İslam dünyası sessizliğini bozmak zorundadır. Müslüman ülkeler emperyalist zorbalık karşısında susmak yerine birlik içinde hareket etmeli, ortak bir direniş hattı oluşturmalıdır. ABD ve siyonist terör rejiminin bölgesel yayılmacılığına karşı gerçek bir ittifak kurulmadıkça, bu haydutluk durdurulamaz. Bugün İslam dünyasının kaderi kendi ellerindedir. Ya ABD ve siyonistlerin çizdiği sınırlarda yaşamaya mahkûm olacağız ya da bağımsızlığımızı ve onurumuzu korumak için birlik olacağız. Sessizlik, zulme boyun eğmektir; birlik ise özgürlük ve adaletin temelidir.” ifadelerine yer verildi. (İLKHA)