15601,63%-0,65
44,06% 0,06
51,29% 0,03
7329,40% 0,74
11762,06% 0,00
Özellikle enerji depolama sistemlerinde ortaya çıkan ve saniyeler içinde kontrol edilemez boyutlara ulaşabilen "termal kaçak" vakaları ile yüksek yoğunluklu veri merkezlerinde yaşanan aşırı ısınma sorunları, klasik yangın güvenliği anlayışını yetersiz bırakıyor.

Anıl Yamaner
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan endüstriyel yangın itfaiyesi Falckon Genel Müdürü Anıl Yamaner, son 10 yılda risk haritalarının dramatik biçimde değiştiğini belirterek, "Artık klasik yangın risklerinin yanına enerji depolama sistemleri, lityum bataryalar ve yüksek yoğunluklu elektronik ekipmanlar eklendi. Yeni konut ve ticari sistemlerin çoğu pil depolama özelliği içeriyor. Bu ünitelerin çatı katlarına veya erişimi zor alanlara kurulması, acil müdahaleyi zorlaştırarak yangın riskini büyütüyor. İşletmeler ve konutlar yangın stratejilerini yeniden kurgulamalı." dedi.
Küresel iş kesintilerinde lityum batarya patlamaları 9'uncu sırada
Yamaner, "Yangınlar hala en yüksek maliyetli hasar nedeni olmayı sürdürüyor. Küresel risk raporlarına göre son beş yılda hasar sigorta talebinin yüzde 36'sını doğrudan yangınlar oluşturuyor. Ancak artık tehdit yalnızca elektrik kontağı ya da kimyasal reaksiyon gibi bilinen klasik nedenlerden kaynaklanmıyor. Çünkü dijitalleşme ve enerji dönüşümü, hayatı kolaylaştırırken güneş panelleri, lityum-iyon bataryalar ve yüksek yoğunluklu veri merkezleri, klasik yangın güvenliği anlayışını geride bırakacak ölçekte yeni riskler üretiyor. Öyle ki küresel iş kesintileri nedenleri arasında 9'uncu sırada bulunan yangınların kök sebepleri arasında lityum batarya kaynaklı patlamalar dikkat çekmeye başladı." diye konuştu.
Güneş panelleri ve enerji depolama sistemlerinde risk artışı
Enerji depolama sistemlerinde görülen "termal kaçak" mekanizmasının kontrolsüz sıcaklık artışı sonucu zincirleme yangınlara yol açabildiğini belirten Yamaner, "Bataryalardaki üretim hataları, yanlış şarj uygulamaları veya fiziksel hasar; söndürülmesi son derece zor ve yoğun toksik gaz salınımı içeren yangınlara neden olabiliyor. Özellikle çatı katlarına kurulan güneş enerjisi sistemlerinde invertörlerin yetersiz havalandırılması veya hatalı montaj uygulamaları yangın riskini artırıyor. Avrupa'daki itfaiye verileri, güneş paneli kaynaklı yangın vakalarında son yıllarda ciddi artış yaşandığını ortaya koyuyor. İngiltere'de ortalama her iki günde bir güneş paneli bağlantılı yangın bildirimi yapılırken, 2025'in ikinci çeyreğinde Hollanda ve Almanya'da güneş paneli kaynaklı olduğu değerlendirilen büyük yangınlar önemli tesislerde ağır hasara yol açtı." şeklinde konuştu.

Yapay zekâ çipleri veri merkezlerinde ısı baskısı oluşturuyor
Yapay zekâ uygulamalarının büyümesinin ise veri merkezlerinde güç yoğunluğunu önemli ölçüde arttırdığına dikkati çeken Yamaner, "Yeni nesil AI çiplerinin yüksek watt değerleri, geleneksel hava soğutma sistemlerini zorluyor. Aşırı ısınma; donanım arızası, operasyonel kesinti ve yangın riskini beraberinde getiriyor. Sıvı soğutma sistemleri çözüm olarak öne çıksa da bu kez elektrik ve sıvı etkileşimine bağlı yeni güvenlik riskleri gündeme geliyor. Uluslararası kuruluşlar, otomasyon ve enerji depolama sistemlerinin geleneksel yangın stratejilerini geçersiz kılabileceği uyarısında bulunuyor." dedi.
Otomatik depolar ve robotik sistemlerde yangın tehlikesi
Lojistik merkezleri ve üretim tesisleri ise hızla tam otomatik depolama sistemlerine geçerken yangın güvenliği açısından yeni ve karmaşık riskler ortaya çıkardığını vurgulayan Yamaner, son olarak şu ifadeleri kullandı:
"Bu tesislerin önemli bir bölümü artık “insanlar için değil, robotlar için” tasarlanıyor; bu durum olası bir yangında itfaiye ekiplerinin fiziksel müdahalesini ciddi ölçüde zorlaştırıyor. Raf sistemleri arasında hareket eden lityum-iyon bataryalı otonom robotlar, yoğun yanıcı stok alanlarının ortasında çalışıyor. Bu robotların bataryaları arıza veya hasar durumunda hareketli bir ateşleme kaynağına dönüşebiliyor. Dar koridorlar ve yüksek raf sistemleri ise manuel müdahaleyi neredeyse imkânsız hale getiriyor. Ayrıca hava boşluklu duvar sistemlerinde kullanılan yanıcı yalıtım malzemeleri, yangın sırasında alevlerin bina boyunca dikey olarak hızla yayılmasına neden olabiliyor. Endüstriyel yangın güvenliği, eski risklerle yeni teknolojilerin birleştiği hibrit çözüm gerektiriyor. Bu dönüşüme uyum sağlayamayan işletmeler yalnızca yangın tehlikesiyle değil; ağır mali kayıplar, sigorta kapasitesi kayıpları ve kalıcı itibar hasarıyla da karşı karşıya kalabilir. Bu tür yangınlar artık yalnızca teknik bir sorun değil; şirketlerin sürdürülebilirliğini ve piyasa değerini tehdit eden stratejik bir güvenlik meselesi. Türkiye’de de bu yeni risk haritasına uygun, proaktif ve teknoloji temelli yangın güvenliği stratejilerinin hızla hayata geçirilmesi gerekiyor." (İLKHA)