15049,78%0,90
43,13% 0,02
50,48% 0,53
6373,96% 1,97
10304,56% 1,36
Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Myanmar'ın Rohingya Müslümanlarına yönelik uzun yıllara yayılan sistematik şiddet ve yok etme politikalarını mercek altına alan tarihi duruşmaları başlattı.
Lahey'de görülen dava, Müslüman bir halkın devlet eliyle hedef alındığı en kapsamlı soykırım dosyalarından biri olarak değerlendiriliyor.
Myanmar hükümeti, Rohingya Müslümanlarını onlarca yıldır "yabancı" olarak tanımlayarak vatandaşlık haklarından mahrum bıraktı.
1982 tarihli Vatandaşlık Yasası ile Rohingyalar fiilen vatansız hale getirildi; eğitim, sağlık, seyahat ve çalışma hakları sistematik biçimde ellerinden alındı. Bu uygulamalar, Birleşmiş Milletler raporlarında "kurumsallaşmış ayrımcılık" olarak nitelendirildi.
2012'den itibaren Arakan eyaletinde Rohingya Müslümanlarına yönelik saldırılar açık bir güvenlik politikası haline dönüştü. Köyler yakıldı, camiler yıkıldı, binlerce sivil keyfi gözaltılara maruz kaldı.
2016 ve özellikle 2017 yılında Myanmar ordusunun başlattığı geniş çaplı askeri operasyonlar ise sürecin en kanlı aşamasını oluşturdu.
Birleşmiş Milletlere göre bu operasyonlar sırasında binlerce Rohingya Müslüman katledildi, kadınlar sistematik cinsel şiddete uğradı, yüzlerce köy tamamen haritadan silindi. Yaklaşık 730 bin Rohingya Müslümanı, canını kurtarmak için Bangladeş'e kaçmak zorunda kaldı.
BM soruşturma komisyonları, bu eylemlerin "soykırım niyeti" taşıdığı sonucuna vardı.
Davayı 2019 yılında Gambiya, İslam İşbirliği Teşkilatı'nın desteğiyle Uluslararası Adalet Divanı'na taşıdı. Dava, 1948 Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi kapsamında yürütülüyor.
Myanmar yönetimi suçlamaları reddetse de uluslararası belgeler, tanık ifadeleri ve uydu görüntüleri iddiaları destekliyor.
Hukukçular, Rohingya Müslümanlarına yönelik bu davanın yalnızca Myanmar için değil, Müslüman halklara karşı işlenen kitlesel suçların yargılanması açısından da kritik bir eşik olduğuna dikkat çekiyor.
Sürecin, Gazze'de siyonist rejimin işlediği soykırım suçlarına ilişkin uluslararası davalar bakımından da önemli bir emsal oluşturabileceği vurgulanıyor. (İLKHA)