14264,61%1,67
43,02% 0,16
50,44% -0,24
5984,94% 0,33
10051,88% 1,21
Türkiye için denizler uzun yıllar boyunca doğal bir sınırdan ibaretti. Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde güvenlik anlayışı kara merkezli şekillenirken, donanma ikincil bir rol üstlendi.
Bu yaklaşım, hem Osmanlı'nın son dönemindeki deniz yenilgilerinin bıraktığı travmadan hem de NATO şemsiyesi altında sağlanan güvenlik konforundan beslendi. Ancak bu denge, 21. yüzyılla birlikte hızla değişti.
Doğu Akdeniz'de keşfedilen hidrokarbon rezervleri
Doğu Akdeniz'de keşfedilen hidrokarbon rezervleri, Ege'de kronikleşen egemenlik tartışmaları ve Karadeniz'in yeniden büyük güç rekabetine sahne olması, Türkiye'yi deniz merkezli düşünmeye zorladı.
Bu noktada "Mavi Vatan" kavramı, bir slogan olmaktan çıkıp stratejik çerçeveye dönüştü. Ankara'nın yaklaşımı, denizleri artık savunulacak bir arka bahçe değil, doğrudan ulusal güvenliğin ön cephesi olarak tanımlıyor.
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, Türkiye'nin deniz gücünün önemini fark ettiği kırılma anıydı. Ancak asıl dönüşüm, son on yılda yaşandı.
TCG Anadolu'nun hizmete girmesi
Yerli savunma sanayiinin güçlenmesiyle birlikte deniz kuvvetleri, sadece bölgesel değil, uzak denizlerde de varlık gösterebilecek bir yapıya evrildi. TCG Anadolu'nun hizmete girmesi, bu zihinsel dönüşümün sembolik değil, operasyonel bir eşik olduğunu ortaya koydu.
Ankara'nın deniz stratejisi üç ana hatta şekilleniyor. Birincisi, Karadeniz'de denge politikası. Türkiye burada hem Montrö rejiminin bekçisi hem de NATO–Rusya geriliminin denge unsuru olarak hareket ediyor. İkincisi, Doğu Akdeniz ve Ege. Bu hat, Türkiye'nin en kırılgan ama aynı zamanda en iddialı olduğu alan. Yunanistan merkezli deniz kuşatması algısı, Ankara'yı daha sert ve caydırıcı bir deniz duruşuna itiyor. Üçüncü hat ise Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Hint Okyanusu'na uzanan uzak deniz vizyonu. Somali'deki askeri varlık ve deniz görev grupları, Türkiye'nin artık sadece yakın çevresini değil, ticaret yollarını da korumayı hedeflediğini gösteriyor.
Ankara'nın hareket serbestisi
Ancak bu genişleme iddiasının ciddi sınırları bulunuyor. Coğrafya, Türkiye'nin en büyük handikapı. Ege'deki ada dizilimi, donanmanın manevra alanını daraltırken, Akdeniz'de oluşan çok taraflı ittifaklar Ankara'nın hareket serbestisini sınırlıyor. Ayrıca ekonomik baskılar, uzun vadeli deniz projelerinin sürdürülebilirliğini zorlayan temel faktörlerden biri olmaya devam ediyor.
Buna rağmen Türkiye'nin yönelimi net: Deniz gücü artık bir tercih değil, zorunluluk. Ankara, denizlerde geri çekilmenin sadece enerji kaybı değil, jeopolitik kuşatmayı kabullenmek anlamına geldiğinin farkında. Bu nedenle deniz kuvvetlerine yapılan yatırımlar, kısa vadeli askeri kazanımlardan ziyade, uzun soluklu bir stratejik hayatta kalma planının parçası olarak okunmalı.
Sonuç olarak Türkiye, "denize açılan bir kara devleti" olmaktan çıkıp, denizi kimliğinin parçası haline getirmeye çalışıyor.
Bu süreç tamamlandığında Ankara'nın karşısında tek soru kalacak: Mavi Vatan, korunacak bir alan mı olacak, yoksa Türkiye'nin yeni güç projeksiyonunun ana sahnesi mi? (İLKHA)