9659,48%0,49
37,90% 0,05
41,06% 0,14
3766,88% 0,98
6070,97% 1,51
İşgal rejiminin zulmüne dikkat çekmek ve Filistin davası için farkındalık oluşturmak amacıyla 1982 yılından bu yana Ramazan ayının son cuması "Dünya Kudüs Günü" olarak çeşitli etkinliklerle anılıyor.
"Batılı ülkeler Filistin'de yaşananları görmezden gelse de halk hareketleri bu algıları yıktı"
Özdenler, "Evet, maalesef dünya üzerindeki bazı acıların bazı kesimlerde görünür olmadığını görüyoruz. Mesela Filistinli bir kadının acısı aslında medyada çığlıkları her ne kadar işitiliyor, bütün dünya gözü önünde yaşanıyor olsa da biz görüyoruz ki maalesef özellikle Batılı medyanın belki de Batılı insan hakları söyleminin dışında kalıyor. Çünkü onların sınırları içerisinde, onların kurduğu sisteme uygun bir şekilde acılar yaşanmadığı zaman gözyaşları onlara uygun bir şekilde dökülmediği zaman maalesef bu söylemin bazı çıkarlar uğruna dışarıda bırakıldığını görüyoruz. Bu elbette ki çok acı ama burada aynı zamanda sivil hareketlerin de çok ön plana çıktığını gördük. Belki devletleri, belki kurumların ve örgütlerin o gerekli tepkiyi vermediğini görsek de sivil hareketlerin, sokak hareketlerinin hatta bazen bir tweetin bile insanların algılarını ve bu hâkim söylemi nasıl sarstığını gördük. O yüzden biraz daha eleştirilerimizi bu alana yöneltmeliyiz ve neden sorusunu sormalıyız? Çünkü bazı alan o en ufak bir konu olduğunda örneğin Ukrayna'da bir anda savaş olduktan sonra ruh sağlığı örgütleri çok rahat ve çok sesli bir şekilde insan hakları söylemlerini vurgularken bu konu Filistinli olduğunda nesillerdir maalesef hiçbir şekilde siyasi ve politik bir söylem olduğu düşünülerek arenalara taşınmıyordu. Bu neden sorusu ve bu ikililik meselesi taşınmalı ama aynı zamanda arkadaki sivil kuvveti hareketi de görmezden gelmememiz gerekiyor." dedi.
Acılardan, travmalardan çok direniş konuşulmalı
Filistin'de yaşananların daha fazla gündem edilmesi için yapılması gerekenler ve yaptıkları çalışmalara da değine Özdenler, "Açıkçası biz bunun için Filistinli meslektaşlarımızla çok görüşüyoruz. Diyoruz ki sizi nasıl daha iyi anlayabiliriz? Orada olan biteni nasıl daha iyi aktarabiliriz? Bugün de Dünya Kudüs Günü ve bunu anlamanın ve belki bu empatiyi kurmak için de bir günümüzü ayır bir fırsatı. Belki bir hafta boyunca, aylarca buna odaklanamıyoruz ama bugünümüzü bunu ayırabiliriz. Meslektaşlarımdan ben şunu duyuyorum. Biz sadece bir travmanın mağduru değiliz. Aynı zamanda buna çok ciddi bir direniş gösteriyoruz. Bu direnişin algılanmasını ve bu direnişin de aynı şekil uygulanmasını istiyoruz. Sömürgeci zihniyetin ve bu özgürlük psikolojisinin onunla beraber yıkılmasını istiyoruz. Mesela Filistinli meslektaşlarımızdan bizim en temel öğrendiğimiz şey onlar orada verdikleri yanıta sumut adını veriyorlar. Sumut, Türkçe'de tam bir karşılığı olmasa da 'psikolojik dayanıklılık' olarak çevirebiliriz. Bu tabir, içinde dayanıklılığı, direnişi, barışçıl bir şekilde bunu ortaya koymayı ve de çok ciddi bir aktifliği ön plana sürüyor. Bugün Filistinlilerin bu şartlar altında nasıl hala özgürlük mücadelelerini sürdürebiliyorlar? Nasıl onurlarını izzetlerini bu şekilde biz koruyamazken koruyorlar? Sorularının cevabı oluyor bu somut kavramı. Dolayısıyla biraz bunun üzerine okuma yapmak, araştırmak, oradaki çocukların dahi bu direnişin nasıl bir parçası olabildiğini, nesillerdir onlarca kez yıkılan, okulların, sivillerin, hastanelerin hedef alındığı bir yerde bunları tekrar inşa etme güçlerini nasıl buluyorlar? Diye sorduğumuz soruların cevabını aslında en temelde bu direniş mantığında buluyoruz. Bunu biraz anlamak ve parçası olmaya çalışmak ve buna en büyük katkılardan biri olacaktır." diye konuştu.
"Yaşananları çocuklara anlatmalı, onları da direnişin bir parçası kılmalıyız"
Çocuklara Filistin'de yaşananların bir şekilde anlatılması gerektiğini belirten Özdenler, "Biz çocukları hiçbir zaman çocuktur anlamaz, tayin etmeyelim, üzülür, canı sıkılır, travmatize olur gibi görmüyoruz. Etrafımızda bir şeyler yaşanıp bitiyorsa onlar da bunun en büyük şahidi. Çocuk, anne karnından itibaren duyguları, etrafında olup bitenleri seziyor. Dolayısıyla onlara hem hakkı oldukları için bir açıklama yapmamız gerekiyor hem de dâhil etmemiz gerekiyor. Bu dahil etme kısmı konusunda birçok uzman farklı görüşe sahip olabilir ama ben bir klinik psikolog olarak ve Yeryüzü Çocukları Derneği'nin bir sivil toplum kuruluşunun parçası olarak çocukları sürece dahil ediyorum. Bununla ilgili birçok projemiz var. Mesela öncelikle çocuklara bunu anlatarak başlıyoruz. Bunun için çok yöntemler var. Birçok kitaplar yazıldı, birçok filmler çekiliyor. Kudüs neden bizim davamız? Filistin neden bir Müslüman'ın önceliği? Neden biz bir diğeri için bizim canımız yanmazken bir diğeri için bir şey yapma sorumluluğumuz var. Neden mükellefiz? Bunların çocuk dilinde anlatmanın birçok yöntemi var. Oyunlarla, etkinliklerle anlatıyoruz ama işin bir ileri kısmı çocukların bu konuda bir şey yapması. Burada kendimizi çaresiz hissetmemize gerek yok. Mesela çok bir örnek vereyim. Bizim Fil diye bir projemiz vardı. Bu fil projesi çocukların sokaklarda limonata satarak Filistinli kardeşleri için oradaki gelirlerle bir bağış toplaması ve bunu Gazze'ye göndererek işte bebek maması, bebek bezi gibi, bebeklere doğrudan yardımda bulunabilmesiydi. Bu 'Müslüman kendinin çaresiz hissetmez!' mantığının çocukta oluşması için de çok önemli bir şey. Biz elimizde hiçbir seçeneğimiz kalmadığında bile onurumuza ve izzetimize sahibiz. Buna bir yanıt verebilecek kadar da özgür varlıklarız. Allah'u Teâla bizleri böyle yaratmıştır. Dolayısıyla çocuklara çocuk yaşta bu bilinci vermek, geleceğin oyun kurucularına, işleri değiştirecek kişilerin inşasına aslında büyük bir katkı sağlar. Dolayısıyla biz bu meselenin çocukların içinde en öncü olması gerektiğini, akranları için hem bir şey söylemesi hem de bir şey yapması için teşvik eden bir yerde duruyoruz." şeklinde konuştu.
"Savaş bittiğinde iyileşmesi gereken bir toplum varsa o da israildir"
Filistin'de yaşanan mağduriyetlerden daha fazla verilen mücadele ve direnişi gündem edilmesi gerektiğini aktaran Özdenler, son olarak şu ifadeleri kullandı:
"Şunu da söylemekte fayda olduğunu düşünüyorum. Bugün hem belki mesleğimiz gereği hem de sahada olduğumuz için bize şöyle sorular geliyor. Çocukların yaşadıkları travmalar çok ağır değil mi? Çocuklar çok mağdur, çok zor durumda değil mi? Bir taraftan okuduğunuzda elbette yani dünyada belki de en büyük zulmün yaşandığı yerde çocuklar bombardımanın altında bir okul görmeden belki ebeveynlerin hepsini kaybederek bir hayat mücadelesi veriyorlar. Çok zor ama olayı böyle okumamak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu sadece maalesef çocukların travmatize mağdur, işte hasta olarak görüntüsünü dünyaya sunarken İsrail'in de arkada bu soykırımı bir şekilde geçerli bırakılmasına neden oluyor. Yani biz tanılar vermek, hastalıklar, travmalar sıralamak yerine şunu görmemiz gerekiyor. Eğer savaş bittiğinde iyileşecek olan bir toplum varsa bu Filistinliler değil ancak mağduriyeti yaratan israil hasta olabilir. Dolayısıyla burada Filistinlilerin yaşadıkları zorlukları işte sıkıntılar, hastalıklar, söylemenin hiç doğru olmadığını düşünüyoruz. Tam tersi buradaki direniş vurgusunun hala israilin zulmünü artırmasının nedenini de insanların içindeki bu özgürlük ruhu, özgürlük mücadelesi olduğunu unutmadan onlara aslında bu krediyi vererek, onların ne yapmaya çalıştığını anlayarak, o taraftan meseleyi okumanın daha güçlendirici, onların da direnişlerine daha büyük katkı sağlayan bir okuma olacağını düşünüyorum. " (İLKHA)