Mehmet Salih SEYHAN

Tarih: 13.03.2026 11:30 Güncelleme: 13.03.2026 11:43

Eski Bayramların Gölgesinde Sıla-i Rahim

.

Ramazan Bayramı yaklaşırken insanın içine tarif edilmez bir sevinç doluyor. Çocukluğumuzun bayram sabahları düşüyor aklımıza… Henüz gün ağarmadan evin içinde başlayan tatlı bir telaş, ütülenmiş bayramlıklar, annelerin mutfaktan yükselen şerbet ve tatlı kokuları, babaların camiye gidişi… Ve o kapı kapı dolaşılan, büyüklerin ellerinin öpüldüğü, küçüklerin başının okşandığı bayramlar…

Eskiden bayram demek, sadece takvimdeki bir tatil günü değildi. Bayram; kavuşmaktı, barışmaktı, hatırlamaktı. Kırgınlıkların rafa kaldırıldığı, “Boş ver” denilip gönüllerin onarıldığı müstesna zamanlardı. Mahalleler daha kalabalık, sofralar daha bereketli, muhabbetler daha içtendi. Bir evden diğerine taşınan sadece şeker tabağı değil; sevgiydi, hürmetti, vefaydı.

Bugün teknolojiyle birbirimize daha hızlı ulaşıyoruz belki ama kalpten kalbe olan mesafeyi her zaman kısaltabiliyor muyuz? Bir mesajla “İyi bayramlar” demek kolay; fakat bir kapıyı çalıp hal hatır sormanın yerini tutuyor mu? İşte tam da burada unuttuğumuz bir kavram yeniden hatırlatıyor kendini: sıla-i rahim.

Sıla-i rahim; akrabayı gözetmek, aile bağlarını canlı tutmak, hal hatır sormak, gönül almak demektir. Sadece kan bağı değil, gönül bağıdır aslında. Bayramlar ise bunun için bize sunulmuş en kıymetli fırsatlardır. Uzaktaki bir amcayı aramak, yıllardır görüşülmeyen bir teyzenin kapısını çalmak, küslükleri bitirmek… Belki de bir bayramın en büyük kazancı budur.

Eski bayramlarda yol gözleyen nineler, dedeler olurdu. “Çocuklar gelecek” diye günler öncesinden hazırlık yaparlardı. Şimdi o kapılar daha sessiz. Oysa bir ziyaret, bir sarılma, bir “Nasılsın?” sorusu; bir ömre bedel olabiliyor. Bayram; en çok da yaşlıların yüzünde anlam kazanıyor.

Ramazan boyunca sabrı, paylaşmayı ve şükrü öğrendik. Şimdi bayramla birlikte bu manevi kazancı hayatımıza taşımak zamanı. Sadece sofralarımızı değil, gönüllerimizi de açma zamanı. Çocuklarımıza harçlık verirken onlara bir geleneği, bir kültürü, bir vefayı da miras bırakma zamanı.

Belki eski bayramların aynısını yaşayamıyoruz. Zaman değişti, şehirler büyüdü, hayat hızlandı. Ama bayramın ruhu hâlâ bizimle. Yeter ki biz o ruha sahip çıkalım. Yeter ki bir telefon yerine bir yolculuğu, bir mesaj yerine bir ziyareti tercih edelim.

Bu bayram, takvimde bir günü değil; kalbimizde bir kapıyı açalım. Kırgınlıkları kapatalım, mesafeleri kısaltalım, büyüklerimizin duasını alalım. Çünkü bayram; en çok da bir araya gelince bayramdır.

Hayırlı, huzurlu ve sıla-i rahimle bereketlenmiş bir Ramazan Bayramı dileğiyle…