Keşke Biraz Daha Altın Alsaydık - 1
.
Malumunuz bu aralar herkesin dilinde aynı konu var:
Altın alanlar, almayanlar, az alanlar, çok alanlar…
Piyasa yorumları yapılıyor, grafikler konuşuluyor, geleceğe dair tahminler sıralanıyor.
Ben ekonomist değilim.
Ama müsaadeniz olursa ben de size bir altın tavsiyesi vermek istiyorum.
Hem de değeri hiçbir zaman düşmeyen, zamanı geçmeyen bir altın…
Rivayet edilir ki, Zülkarneyn Aleyhisselâm ordusuyla gece vakti uzun bir yolculuğa çıkmıştı. Yol karanlıktı, yorgunluk herkesi sarmıştı. Tam o sırada askerlerine dönerek şu emri verdi:
“Ayağınıza takılan şeyleri toplayın.”
Bu emir ordu içinde farklı şekillerde karşılık buldu.
Birinci grup askerler yorgunluklarını bahane ettiler.
“Zaten uzun zamandır yürüyoruz. Bir de gece vakti taş mı toplayacağız?” diyerek hiçbir şey toplamadılar.
İkinci grup ise şöyle düşündü:
“Komutanımız emrettiğine göre az da olsa toplayalım. En azından emre karşı gelmemiş oluruz.”
Onlar da yerden birkaç parça alıp ceplerine koydular.
Üçüncü grup ise emrin ardındaki hikmeti düşündü:
“Bir komutan sebepsiz yere emir vermez. Mutlaka bir hikmeti vardır.”
Bu düşünceyle torbalarını, ceplerini, hatta abalarının içini doldurdular. Gece boyunca ayağa takılan ne varsa topladılar.
Sabah olduğunda hakikat ortaya çıktı.
Meğer ordunun geçtiği yer bir altın madeniymiş.
Gece karanlığında ayağa takılan şeyler taş değil, altın parçalarıymış.
Hiç almayanlar büyük bir pişmanlıkla şöyle dediler:
“Ah keşke alsaydık! Hiç olmazsa bir tane alsaydık…”
Az alanlar ise derin bir iç çekişle şöyle hayıflandılar:
“Keşke biraz daha fazla toplasaydık…”
Fakat en çok altın alanlar bile içlerinden şu sözü geçiriyordu:
“Keşke gereksiz eşyalarımı atsaydım da daha fazla altın toplasaydım…”
İnsan hayatı da bu misale ne kadar benzer.
Dünya yolculuğu sona erip ahiret sabahı doğduğunda herkes kendi hayatına dönüp bakacaktır.
Kimisi “Keşke iman etseydim…” diyecek.
Kimisi ise “Keşke daha fazla amel işleseydim…” diyerek iç geçirecek.
Çünkü zaman, insana verilen en kıymetli sermayedir.
Ömür dediğimiz hazine ise her gün biraz daha eksilerek akıp gider. Büyük âlimlerin bu hakikati ifade eden şu sözleri ne kadar ibretlidir:
“Zaman en kıymetli sermayedir. Ömür sermayemiz gidiyor. Rüzgâr gibi uçuyor, su gibi akıyor. İnsan ise bu dünyaya yalnız güzel yaşamak, rahat ve safa ile ömür geçirmek için geldiğini sanıyor, aldanıyor.”
Halbuki insanın dünyaya gönderiliş gayesi yalnızca yaşamak değildir. Bu geçici hayat, ebedî bir hayatın hazırlığıdır.
Nitekim hakikat şöyle ifade edilir:
“Halbuki ömür sermayesiyle burada âhiret ticareti yapmak, ebedî ve daimî bir hayatın saadeti için çalışmak lâzımdır. İnsanın dünya pazarına gönderiliş gayesi budur. Elimizdeki ömür sermayesi bunun için verilmiştir.”



