Nurcan Damlayıcı

Tarih: 16.03.2026 00:57 Güncelleme: 16.03.2026 00:57

Yorgun Bir Kalbin Gece Notları

.

Balkondayım.
Dizlerimi kendime çekmişim, ağrıyan başımı dizlerime yaslamışım. Gökyüzüne bakıyorum ama aslında hiçbir şey görmüyorum. Arabalar geçiyor, insanlar konuşuyor, şarkılar değişiyor… hepsi oluyor, hepsi akıp gidiyor ama ben hiçbirine değmiyorum sanki. Az önce bir yıldız kaydı belki de. Ben fark etmedim.
Kabullenmişim galiba; bazı şeylerin geçmeyeceğini.
Bazı acıların iyileşmek için değil, insanın içinde yavaşça yer etmek için geldiğini.
Âh küçük güzel kızım… bu böyle nereye kadar?
Acı çekiyorum. Ama bildiğimiz gibi bir acı değil bu. Bir sebebe sığmıyor. Sanki yüzlerce küçük kırığın bir araya gelip tek bir boşluk oluşturması gibi. Anlatmaya kalksam ağlarım diye korkuyorum. Ağlarsam gülerler diye susuyorum. Bu yüzden her şey içimde büyüyor. Kırıldığım her saniye o boşluk biraz daha genişliyor.
Bazen insan kendini üzülmeye mahkûm eder mi, bilerek ya da bilmeden?
 

Gökyüzüne bakarken ayağına takılan taşı fark etmeyip yine de düşer mi?
Ben düştüm.
Uzun uzun konuşmak istediğim anlar oluyor. İçimde bir şeyler haykırmak istiyor ama sesim çıkmıyor. Sanki kelimeler boğazımda bir yerde duruyor, ileri de gidemiyor geri de dönemiyor. Sessizce fısıldıyorum rüzgâra. Sessiz çığlıklar atıyorum. Ama ne duyulan oluyorum ne de görülen.
Yoruluyorum.
Gerçekten çok yoruluyorum.
Uykuyla dinlenemeyecek kadar yorgun bir insan olabilir mi? Oluyormuş. İçimde biriken onca şey öyle ağır ki artık gözyaşı bile çıkmıyor bazen. Çok dolu olup ağlayacak hâlin kalmaması nasıl bir şey biliyor musunuz? İşte öyle bir yerdeyim.
 

Görmedin mi…
Gözlerimde yağmur vardı.
Gülüşümdeki yaralar dikiş tutmuyor artık küçüğüm.
“Alışkınım” diyerek yok saymaya çalıştığım kaçıncı acı bu bilmiyorum. Ama bir şeyi öğrendim: İnsan bir şeye alışınca daha az acımıyor. Aksine, her gün biraz daha parçalanıyor.
Belki de bu yüzden…
Kitaplarla büyüyen bir kızı en çok kelimeler yaralıyor.
Sıradan bir gece yarısı yine.
Ama kalbimin ağrısı hiç sıradan değil.
“Ben hallederim” dediğim ne varsa, her gece saatlerce ağlatıyor beni.
 

Yorulduğumu haykırmak isterdim.
Ama bazen “iyiyim” demek, gerçekten kötü olmaktan daha yorucu oluyor. İnsan iyi olmadığını söyleyemediğinde, o cümle göğsünde taş gibi duruyor.
Bazen kendimi boşluğa düşmüş gibi hissediyorum.
Kalbimin söylemek istediği her şeyi anlatmaya çalışan bakışlarım bile yetmiyor. Her şey sanki bir perdenin arkasında kalmış gibi. Ben buradayım ama hayat biraz uzakta.
 

Dilimin ucunda bekleyen çok fazla kelime var.
Ama konuşmaya başlasam nereden başlayacağımı bilmiyorum. Düşüncelerimin arasında kaybolmuş gibiyim. Kendime bile uzak düşmüşüm sanki.
Yolunda giden şeylerin bir anda mahvolmasına alıştım artık.
Bir şeyleri güzelleştirmek için çabalamıyorum eskisi kadar. Çünkü benim güzelleştirmeye çalıştığım her şey sonunda yine bir hiç oldu.
 

Bazı şeyler artık çok ağır geliyor.
Ufacık bir sorun bile insanın içini paramparça edebiliyormuş meğer. Ve her şey yavaş yavaş anlamını yitirirken, ben bir köşede oturup olanları izleyen birine dönüşüyorum.
Bir de sana söyleyemediklerim var.
Sen sana kaç kez inandığımı bilmiyorsun.
Kaç kez hayal kırıklığına uğrattığını da.
Sen seni kaç kez affettiğimi bilmiyorsun.
Kaç kez beni yerle bir ettiğini de.
Sen bana kaç kez söz verdiğini bilmiyorsun.
Kaç kez sözünü harcadığını da.
Sen beni kaç kez yalnız bıraktığını bilmiyorsun.
Kaç kez nefessiz kaldığımı da.
Sen benim kaç kez kendimle savaş verdiğimi bilmiyorsun.
Kaç kez sevdiğime pişman ettiğini de.
Çünkü sen… hiçbir şey bilmiyorsun.
Ben ise artık sadece oturuyorum.
Bir balkon köşesinde, dizlerimi kendime çekmiş halde.
Gökyüzüne bakıyorum.
Belki bir yıldız daha kayıyor.
Ben yine fark etmiyorum.
Ama içimde bir yerde, çok sessiz bir cümle hâlâ yaşıyor:
Ben sadece…
biraz dinlenmek istiyorum.
Çünkü artık ne acıyı anlatacak gücüm var ne de hissetmeye devam edecek kalbim; içimdeki her şey yavaş yavaş susuyor.