Menü Doğunun Nabzı Gazetesi  & Haber Portalı
Mehmet Salih SEYHAN

Mehmet Salih SEYHAN

Tarih: 19.06.2026 12:00

Kutsal Topraklardan Dönerken

Facebook Twitter Linked-in

Bir yolculuktan fazlası, bir kalp muhasebesi…

Bazı yolculuklar vardır; valizinizi değil, kalbinizi hazırlarsınız. Hac da işte böyle bir yolculuk… Giderken yanınıza çok şey alırsınız sanırsınız ama aslında orada fazlalıklarınızdan arınırsınız. Dönerken ise valiziniz dolu, kalbiniz hafiflemiş olur.

Rabbim nasip etti, kutsal topraklara gitmek, Kâbe’yi görmek, o mübarek iklimi solumak bizlere de nasip oldu. Tarif etmesi zor bir duygu… İlk görüşte dil susuyor, gözler konuşuyor. İnsan, yıllardır içinde taşıdığı bir özlemin karşısında duruyor gibi hissediyor.

Kâbe’nin etrafında dönerken şunu anlıyorsunuz:
Bu dünya aslında ne kadar küçük, ne kadar geçici…
Orada makam yok, unvan yok, zenginlik yok…
Herkes aynı, herkes kul, herkes dua halinde…

İhrama büründüğünüz an, dünya ile aranıza bir mesafe koyuyorsunuz. Sanki hayatın bütün karmaşasından sıyrılıp özünüze dönüyorsunuz. O an anlıyorsunuz ki insanın en büyük ihtiyacı; sadeleşmek, arınmak ve Rabbine yönelmektir.

Arafat’ta yapılan o bekleyiş…
Belki de hayatın en derin muhasebesi…
Geçmişiniz gözlerinizin önünden geçiyor, yaptıklarınız, yapamadıklarınız, kırdıklarınız… İnsan orada kendisiyle yüzleşiyor. Ve ilk defa bu kadar içten, bu kadar çaresiz bir şekilde dua ediyor.

Müzdelife’de yıldızların altında geçirilen o gece,
Mina’da atılan her taş…
Hepsi sadece bir ritüel değil, bir anlam taşıyor.
Her taş, belki de içimizdeki nefsimize, hatalarımıza, eksiklerimize atılıyor.

Ama şunu açıkça söylemek gerekir:
Hac, orada yaşananlarla sınırlı değil.
Asıl mesele, döndükten sonra başlıyor.

Çünkü Hac; değişmek demektir.
Daha sabırlı olmak, daha merhametli olmak, daha dürüst olmak demektir.
İnsanların gözünde değil, Allah katında “hacı” olabilmek demektir.

Kutsal topraklardan dönerken insan şunu hissediyor:
Sanki tertemiz bir sayfa verilmiş…
Ama o sayfayı nasıl dolduracağınız size bırakılmış.

Bugün kendime şu soruyu soruyorum:
Orada hissettiklerimi burada ne kadar yaşatabileceğim?
Oradaki sabrı, burada ne kadar koruyabileceğim?
Oradaki samimiyeti, bu hayatın içinde ne kadar sürdürebileceğim?

Çünkü en zor olan, gidip gelmek değil…
O hali koruyabilmek.

Hac bana şunu öğretti…
İnsan ne kadar uzaklaşsa da, dönüş yolu her zaman var.
Yeter ki kalpten isteyelim.

Rabbim bu kutlu yolculuğu herkese nasip etsin,
gidenlerin haccını kabul eylesin,
dönenlere de o güzelliği hayatına yansıtmayı nasip etsin.

Ve en önemlisi…
Hacı olmayı değil, hacı kalabilmeyi nasip etsin.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —