Ramazan ayı, sadece aç kalmak değildir. Ramazan; durmaktır, düşünmektir, içimize dönmektir. Bir yıl boyunca kalbimizin kenarına ittiğimiz ne varsa önümüze koyan, bizi kendimizle yüzleştiren mübarek bir aydır.
Bu ay, en çok da tövbenin ayıdır. Çünkü insan unutur. Hata yapar, kırar, kırılır, ihmal eder. Bazen bir gönlü, bazen bir namazı, bazen de kendini… İşte Ramazan, bütün bu dağınıklığın ortasında bir toparlanma çağrısıdır. “Dön” der insana. “Yeniden başla.”
Tövbe, sadece dilde söylenen bir “pişmanım” değildir. Tövbe; yön değiştirmektir. Kırdığın kalbi onarmaktır. Haksız kazancı terk etmektir. Hakkını yediğinle helalleşmektir. Ramazan gecelerinde semaya açılan eller, aslında kalbin arınma isteğidir. Gözden süzülen bir damla yaş, insanın Rabbine en samimi dönüşüdür.
Ramazan aynı zamanda zekâtın ve paylaşmanın ayıdır. Zekât; malın eksilmesi değil, bereketlenmesidir. Soframızdaki bir lokmayı bölüştüğümüzde, aslında rızkımızı çoğaltırız. Çünkü zekât sadece bir ibadet değil; toplumun vicdanını diri tutan bir emirdir.
İhtiyaç sahibinin kapısını çalmak, kimse görmeden bir el uzatmak, bir çocuğun yüzünü güldürmek… İşte Ramazan’ın ruhu burada saklıdır. Gösterişten uzak, sessiz ama derin bir iyilik… Belki bir kumanya kolisi, belki bir kira desteği, belki de bir yetimin başını okşamak…
Ve bütün bunların yanında, unutmamamız gereken bir hakikat daha var: Sıla-i rahim.
Akrabayı gözetmek, aile bağlarını canlı tutmak, küslükleri sonlandırmak… Ramazan bunun için de eşsiz bir fırsattır. Belki uzun zamandır aramadığımız bir halamız, kapısını çalmadığımız bir amcamız, gönlünü almadığımız bir kardeşimiz vardır. Ramazan bize der ki: “Önce gönülleri imar et.”
Bugün bir mesaj atmak kolay. Ama bir kapıyı çalıp “Hakkını helal et” demek cesaret ister. İşte o cesaret, Ramazan’ın kazandırdığı cesarettir. Çünkü oruç, sadece mideyi değil; öfkeyi, kibri ve gururu da terbiye eder.
Ramazan’da yapılan bir ziyaret, edilen bir dua, verilen bir zekât; sadece bugünü değil, ahireti de inşa eder. Bu ayda kurulan sofralar, aslında gönüller arasında köprü olur. Aynı ekmeği paylaşan insanlar arasında kin barınmaz.
Belki dünya hızla değişiyor. Belki hayat koşuşturması bizi birbirimizden uzaklaştırıyor. Ama Ramazan hâlâ kapımızı çalıyor ve aynı çağrıyı yapıyor:
“Temizlen, paylaş, barış.”
Tövbe ile kalbimizi arındıralım.
Zekât ile malımızı bereketlendirelim.
Sıla-i rahim ile bağlarımızı güçlendirelim.
Çünkü Ramazan; insanın yeniden insan olduğu aydır.
Ve insan, en çok affettiğinde, paylaştığında ve ziyaret ettiğinde büyür.